Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Bedensel Dezavantajları Olan Tutuklu veya Hükümlülerin Tutma Koşulları

Av. Nilüfer Yenice

Bedensel Dezavantajları Olan Tutuklu veya Hükümlülerin Tutma Koşulları
30.06.2020 / Av. Nilüfer Yenice

Anayasa Mahkemesi’nin 2015/19917 numaralı Ersan Nazlıer başvurusunda, tek kolu olmayan bir hükümlünün ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası sebebiyle tek kişilik odada tutulmasının öz bakım (giyinme, yıkanma gibi) ihtiyaçlarını kendi başına karşılayıp karşılayamaması ve infaz koşullarının iyileştirilmesi talepleri hususunda kamu makamlarının pasif tutumu incelenmiş ve Anayasa m.17/3’de güvenceye alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

İhlal kararının gerekçesi; bedensel dezavantajları olan tutuklu veya hükümlülerin tutma koşullarının özel durumuna uygun hale getirilmesi, bu kapsamda tutma koşullarının hükümlünün üzerindeki fiziksel ve psikolojik sonuçlarının insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşmaması için kamu makamlarının birtakım özel tedbirler alması gerektiği yönündedir. Hükümlünün devam eden hastalığına uygun bir ceza infaz kurumunun bulunmaması, devletin hasta bir mahkumun nasıl bir yere gönderileceğini incelememesi ve ihtiyaçlarına cevap verebilecek koşulların iyileştirilmemesi ihlal tespitinde önem arz etmiştir[1].

Kararın 72 ve devam eden paragraflarına göre; bedensel dezavantajı bulunan hükümlülerin sırf bu nedene dayanarak -kategorik şekilde- tekli odada tutulmalarının kötü muamele teşkil edeceği söylenemeyecek ise de, özgürlükten mahrum bırakmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinin ötesinde fiziksel ve ruhsal etkiler doğduğu takdirde kamu makamlarından bunları bertaraf edecek özel önlemler almaları beklenmelidir. Başvurucunun günlük ihtiyaçlarını karşılamakta yetersiz kaldığı sağlık raporlarıyla ortaya koyulmasına ve kamu makamlarının durumdan haberdar olmasına rağmen başvurucunun bu hassas durumu gözardı edilerek pasif bir tutum izlendiği görülmektedir. Kamu makamları iyileştirme sağlanana kadar aktif bir rol üstlenmemelerinin doğurduğu sonuç gözönünde bulundurulduğunda; ilk somut iyileştirmenin bireysel başvuru yapıldıktan sonra olduğu ve tek kolu olmayan başvurucunun bu süreçte on dört ay boyunca giyinme, yıkanma gibi öz bakım ihtiyaçlarını kendisinin karşılamak zorunda kaldığı gözlemlenmiştir.

Kamu makamları başvurucunun iyileştirme taleplerini infaz ertelemesi kapsamında görüp reddetmiştir. Ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum olan başvurucunun kanun gereği tek kişilik odada cezasının infazı sağlanırken öz bakım ihtiyaçlarının karşılanması için bu konuda uzman bir personel veya eğitim almış bir hükümlünün görevlendirilebileceği gözardı edilmiştir. Oysa 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanunu m.4 dikkate alındığında, bu eksikliğin mevzuattan değil, kamu makamlarının yanlış uygulama ve değerlendirmelerinden kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Somut başvuruda, başvurucunun bedensel dezavantajı bağlamında ceza infaz kurumunda özel tedbirler alınmayarak, başvurucunun öz bakımına ilişkin birtakım ihtiyaçlarını tek başına karşılamaya zorlanması nedeniyle Anayasa m.17 kapsamında “kötü muamele yasağı” için gerekli olan asgari eşiğin aşıldığı tespit edilmiştir. Kamu makamlarının pasif tutumunun başvurucuyu küçük düşürmek ve aşağılamak gibi bir özel bir kasta dayanıp dayanmamasının bir önemi bulunmamaktadır. İnfazın iyileştirilmesi talebi konusunda kamu makamlarının makul karşılanmayacak bir süre boyunca pasif kalması insan onurunu zedeleyecek şekilde başvurucunun acı çekmesine neden olduğundan, başvurucu yönünden insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının (Anayasa m.17/3) ihlal edildiğine karar verilmiştir.

 

[1] Benzer yönde Mete Dursun kararında da, astım hastası olan başvurucunun sağlık durumuna uygun bir ceza infaz kurumuna nakledilmesi konusunda gerekli tedbirlerin alınmamasının insan haysiyetiyle bağdaşmayacağına karar verilmiştir.