Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Koramiral Kadir Sağdıç’a İHAM’dan Tazminat

Av. Nilüfer Yenice

Koramiral Kadir Sağdıç’a İHAM’dan Tazminat
18.02.2021 / Av. Nilüfer Yenice

 

 

 

Koramiral Kadir Sağdıç’a İHAM’dan Tazminat

Taraf ve Yeni Şafak Gazetelerinde Yayınlanan “Kafes Eylem Planı” Üzerine

 

Basın Bülteni Çevirisidir.

Av. Nilüfer Yenice

 

I. Davanın Somutu

Başvurucu Kadir Sağdıç, Türk Silahlı Kuvvetleri Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndan Koramiral rütbesi ile emekli olmuş bir subaydır.

Kadir Sağdıç’ın Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptığı dönemde Taraf Gazetesi’nin 19.11.2009 tarihli nüshasında, “Deniz Kuvvetleri’ndeki cuntanın gayrimüslimler üzerinden AKP’yi bitirmeye yönelik Mart 2009 tarihli Kafes Eylem Planı”, “…gayrimüslimlere yönelik korkunç planları gözler önüne serdi…”, “Deniz Kuvvetleri’ndeki Cunta”, “İşte Denizdeki Ergenekon Cuntası”, “Cuntanın Tepesinde Üç Amiral Var”, “Onlarca Denizci Subayı Tutuklatan Kaos Planı”; 20/11/2009 tarihli nüshasında, “Suikast Cephaneliği”, “Deniz Kuvvetleri’ndeki Cuntanın Azınlıklara Yönelik Eylemlerde Kullanacağı Mühimmat”, “En Korkunç Talimat”, “Cuntanın Tekst Notlarında, Denizaltındaki Katliam Planları da Yer Aldı”, “Denizaltında Kaos Planı”, “Gayrimüslimler Hedefte”, “İşte Cuntanın Cephaneliği”; 22/11/2009 tarihli nüshasında, “Cuntacılara Ait Ortaya Çıkartılmamış Cephanelikler”; 1/12/2009 tarihli nüshasında, “Şifre Çözüldü Cunta Göründü”, “Deniz Kuvvetleri’ndeki Cuntayı Deşifre Eden Gelişmeler”, “Cephanelik Cuntayı Ele Verdi” manşet ve başlıkları altında başvurucunun adı ve fotoğrafları kullanarak yayınlar yapılmıştır. Aynı dönemde Yeni Şafak Gazetesi’nin 20.11.2009 tarihli nüshasında, “Kafeste İki Amiral”, “Deniz Kuvvetleri’nde çökertilen cuntanın hükümeti düşürmek için planladığı kafes operasyonundan iki emekli amiral çıktı”, “Balansçı Sağdıç”, “Kafesdeki Paraf Balansçı Paşanın”, “Türkiye’yi Sarsacak Kirli Plan” “Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nda yapılanan cuntanın…”; 21/11/2009 tarihli nüshasında, “Azınlıklara suikast planlayarak hükümeti yıkmayı hedefleyen cuntanın hazırladığı kafes planı için hazırladığı ekler ve notlar, dehşet senaryosunun uygulama aşamasına geldiğini gösterdi”, “Deniz Kuvvetleri İçindeki Cuntanın Hazırladığı Kafes Planındaki Ayrıntılar Dehşete Düşürüyor”; 27/11/2009 tarihli nüshasında, “Kafese Girdiler”; 29/11/2009 tarihli nüshasında, “Kafesteki Üç Paşaya Suikast Sorgusu”; 7/12/2009 tarihli nüshasında, “Türkiye’yi Karıştıracak Kaos Planı”, “Kafes Eylem Planı soruşturmasında, sıra dışı cunta yapılanmasının tepe yönetiminin sorgulanmasına geldi” manşet ve başlıkları altında başvurucunun adı ve fotoğrafları kullanılarak yayınlar yapılmıştır.

Başvurucu, Taraf ve Yeni Şafak Gazetelerinin aleyhinde yaptığı yayınlarda kullanılan anlatımların ve dilin kendisini peşinen mahkum etme amacı güttüğünü, iddia ve soruşturma aşamasındaki gerçek dışı ve asılsız suçlamaların kanıtlanmış gerçeklermiş gibi kaleme alındığını ve başvuru konusu yayınlarda kişilik haklarına saldırı niteliğinde yorum ve değerlendirmelerin bulunduğunu ileri sürmüş ve her iki Gazeteye karşı tazminat davası açmıştır[1]. Yerel Mahkeme, “…Dava konusu haberler bu çerçevede değerlendirildiğinde, haberlerin kamu yararı sağlayacağı, toplumsal ilgi uyandıracağı ve güncel olduğu yönünde herhangi bir şüphe bulunmamaktadır…Davacının Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yapan bir Koramiral olması ve dava konusu haberlerde kamuoyuna aktarılan olayların ülkemiz açısından önemi gözönüne alındığında haberlerin veriliş biçimi açısından herhangi bir aşırılığın da söz konusu olmadığı kanaatine varılmıştır” gerekçesiyle başvurucunun tazminat davasını reddetmiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ilk derece mahkemesinin kararını onamıştır.

II. Başvurucunun Haklı Beklentisi ve İhlal İddiası

Başvurucu Kadir Sağdıç;

i. Hakkında yapılan yayınların kendisini peşinen mahkum etme amacı taşıdığını, soruşturma aşamasındaki suçlamaların gerçekmiş gibi kaleme alındığını, yayınlarda kişilik haklarına saldırı niteliğinde yorumlara yer verildiğini, devletin özel hayata yönelik saldırılarda bireyi korumak ve meydana gelen zararın tazminini sağlamak görevi bulunduğunu, söz konusu gazete yazıları nedeniyle özel hayatın dokunulmazlığı ilkesinin ihlal edildiğini, 

 ii. Hakkında yürütülen soruşturmanın gizli olduğunu, ancak gazete yayınlarında suçlu gösterildiğini, masumiyet karinesinin basın tarafından ihlal edildiğini, ancak devletin bu hakkın ihlali ile ilgili olarak yaptırım hukuku ve tazminat hakkını yaşama geçirmeyerek masumiyet karinesini ihlal ettiğini, 

 iii. Derece mahkemelerinde açılan davaların “görünür gerçeklik” kavramı gerekçe gösterilerek reddedilmesiyle hukuksal yolların kapatılmasının etkili başvuru hakkını ihlal ettiğini,

İleri sürmüş[2] ve Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştur.

Başvurucunun Anayasa Mahkemesi’ne yaptığı bireysel başvuru kişisel itibarın korunması hakkı ile ulusal günlük gazetelerin basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurulup kurulmadığı yönünden incelenmiştir. Başvurucu hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkumiyet kararı olmaksızın, isnat edilen suçları işlediği izlenimi verecek şekilde haber ve yorum yapılması, Anayasa m.38/4 uyarınca “masumiyet karinesi” başlığı altında değil, şeref ve itibarın korunması hakkı bağlamında değerlendirilmiştir; zira sözkonusu haber ve yorumlar devlet yetkililerinin açıklamalarına dayanmamakta ve başvurucunun da devlet yetkililerinin bu haber ve yorumların yapılmasına neden olduğu yönünden bir şikayeti bulunmamaktadır. Başvurucu daha çok, sözkonusu yayınlar ile gerçek dışı ve asılsız iddiaların kanıtlanmış gerçekler gibi kamuoyuna aktarıldığını, asıl amacın kendisi ile birlikte saygın askeri personelin peşinen mahkum edilerek itibarının zedelenmesi olduğunu ileri sürmüş, kamu gücünü kullanan herhangi bir organ veya yetkili hakkında şikayetçi olmamış, genel olarak yayınların yapıldığı sırada ve derece mahkemelerince yapılan yargılama sırasında, devletin itibarını yeterince koruyamadığından şikayetçi olmuştur. Bu sebeple ihtilaf, başvurucunun eleştiri sınırı aşan saldırıya karşı korunmakta yetersiz kalındığı iddiası ile sözkonusu haber ve yorumu yayınlayan ulusal gazetelerin basın özgürlüğü arasında yaşanan çatışmanın çözümlenmesine ilişkindir ve başvurucunun şikayeti yalnızca Anayasa m.17 kapsamında incelenmiştir. Genel Kurul üç karşı oyla (oyçokluğu ile) başvurucunun Anayasa m.17 uyarınca maddi ve manevi varlığının (kişilik haklarının, şeref ve itibarının/onur ve saygınlığının) korunması hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.

III. Genel Kurul’un Gerekçesi

Genel Kurul’un gerekçesi özetle şu şekildedir:

  1. “Ergenekon” adıyla bilinen soruşturma sürecindeki adli işlemlerin genel kamu yararı kapsamında görülebileceği, yayın tarihinde başvurucunun Deniz Kuvvetleri Komutanlığı Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yapması sebebiyle itiraz götürmeyen bir tanınmışlık derecesinin bulunduğu, ilk derece mahkemesince sözkonusu yayınların kamusal tartışmaya katkı sunup sunmadığı hususuna öze bir önem atfedildiği, yerel mahkemenin haberlerde geçen olayların gerçekliği meselesine eğildiğini, yayınların yapıldığı tarihte meydana gelen olaylar ile yayınların içeriği arasında öz-biçim ilişkisinin bozulmadığının ve başvuruya konu haberlerin görünür gerçekliğe uygun olduğunun  kabul edildiği,
  2. Başvuruya konu yayınlarda abartıya kaçılmadığı söylenemeyecek ise de, basın özgürlüğünün bir dereceye kadar abartıya ve kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlandığı, ilk derece mahkemesince sözkonusu haberlerin hukuka uygunluk sınırları içerisinde kaldığının değerlendirildiği,
  3. Yayına konu haber ve yorumların olgusal iddia veya kişisel değer yargısı olup olmadığı fark etmeksizin, ilk derece mahkemesinin sözkonusu yayınları olgusal temelden yoksun görmediği, ilk derece mahkemesinin basın özgürlüğü karşısında kişilik haklarının sınırlarına vurgu yaptığı,
  4. Başvurucunun olayların meydana geldiği dönemde uzunca bir süre kendisi hakkında eleştiriler içeren yazıların hedefi olduğunu, ancak somut başvuruya konu yazı ve haberlerin, ilgili tarihte Güney Deniz Saha Komutanı olan başvurucunun görevine ilişkin olmayıp, hakkında yürütülen ve şüphelisi olduğu bir soruşturma kapsamında tutuklanmasına ve yargılanmasına neden olan olaylara ilişkin olduğu, başvurunun şahsına hakaret içermediği, şiddeti teşvik etmediği, başvurucunu kamusal görevini engellemediği,
  5. Yargı mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları dikkate alınarak, Anayasa m.17’de öngörülen pozitif yükümlülüğe uygun hareket edildiği,

Sonucuna ulaşılmış ve şikayete konu hakkın ihlal edilmediğine karar verilmiştir. Genel Kurul’un işbu kararında üç karşı oy (muhalefet şerhi) bulunmaktadır.

IV. Muhalefet Şerhleri

Karşı oylarda özetle; başvuruya konu haber ve yorumlarda, başvurucunun Deniz Kuvvetlerinde “cunta” yapılanması içerisinde yer aldığının ve sivil hükümete karşı bazı üst düzey askeri yetkililer ile birlikte darbe planladığının, Kafes Eylem Planı adı altında hükümeti devirmeye yönelik cunta çalışmasında koramiral olan başvurucunun da yer aldığının ileri sürüldüğü, basının haber verme ve bilgilendirme görevinin ötesine geçerek, başvurucu hakkında “cuntacı paşa”, “balansçı paşa”, “gayrimüslim azınlıkları hedefleyen suikastların planlayıcısı paşa” gibi somut isnat ve ithamların bulunduğu gözlemlenmiştir. Başvuruya konu yayınların yapıldığı tarihte, başvurucu hakkında henüz iddianamenin dahi düzenlenmediğine, Savcılıkça yürütülen hazırlık soruşturmasında gizlilik kararı olduğuna dikkat çekilmiş, soruşturmanın selametini ve masumiyet karinesinin ihlal edilmemesini teminen, basının çok titiz davranması gerektiği, henüz iddianameye konu edilmeyen bir aşamada, kişilerin itibar ve onurlarını zedeleyici, onları kamuoyu önünde hedef haline getirici , baştan suçluymuş gibi haklarında hüküm kurucu mahiyetteki haber ve yayınların basın özgürlüğü çerçevesinde mazur görülemeyeceği belirtilmiştir.

Müşterek karşı oyda yer verilen gerekçe önemine binaen aynen tekrarlanmalıdır: “Davanın somutunda, başvurucu hakkında henüz hazırlık soruşturması aşamasının yürütüldüğü bir evrede; hazırlık soruşturmasının gizliliğini açık şekilde ihlal eden, başvurucunun masumiyet karinesini gözetmeyen, iddianame vb. gibi somut hiçbir bilgi ve belgeye dayanmayan, “sızdırılmış” kimi ifade vb. gibi yasa dışı olgulara istinat eden ve kurgulanmış-abartılmış bir mahiyet gösteren, itibar sarsıcı, afişe edici, kamuoyu önünde peşinen suçlu gösterici, kişilik haklarını zedeleyici mahiyetteki haber ve başlıkların basın özgürlüğü çerçevesinde değerlendirilmesine imkân olmadığı, haber verme özgürlüğü ile başvurucunun özel hayatının (kişilik haklarının) korunması hakkı arasındaki adil dengenin başvurucu aleyhine bozulduğu, derece mahkemelerinin yargılamada bu lazımeye riayet etmemeleri suretiyle “görünür gerçeklik” kriteri çerçevesinde, açılan tazminat davasının redle sonuçlandığı, oysa yayınların yapıldığı tarihte ortada bir iddianame söz konusu olmadığından ve bu iddianameye dayalı bir haber verme durumundan söz edilemeyeceğinden “görünür gerçeklik” kriterinin dava konusu bakımından uygulanmasına imkân bulunmadığı açıkça anlaşıldığından; başvurucunun maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlâl edildiğinin tespiti gerektiği kanaatine ulaşılmıştır”.

Yüksek Mahkeme Üyesi Sayın Osman Alifeyyaz Paksüt tarafından kaleme alınan muhalefet şerhinde ise şu başlıklara yer verilmiştir:

  1. Başvurucunun Güney Deniz Saha Komutanı olarak görev yaptığı 2009 yılı sonlarında, bazı kamu görevlileri tarafından sahte olarak üretildiği bilahare anlaşılan delillerle, Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok önemli görevlerde bulunan diğer bazı yetkililerle birlikte başvurucuyu da vahim birtakım suçların faili olarak gösteren bir dizi belge, bazı gazetelerde yayınlanmıştır.
  2. Gazetelerin, cumhuriyet savcılıklarınca yürütülmekte olan soruşturmalarda bu tür belgeleri elde etmelerinin normal koşullarda mümkün olmadığı gözetildiğinde, bu bilgi ve belgelerin basına yine bunları hazırlayanlar tarafından belli bir amaç doğrultusunda servis edildiği açıktır.
  3. Yerel Mahkemenin davayı ret gerekçesinde, belirtilen iddianamenin Kasım 2009 tarihinde mevcut olmadığı, o tarihte soruşturmanın devam ettiği, iddianamenin Mart 2010 tarihinde düzenlendiği ve mahkemesince kabul edildiği bilinmektedir. Bu nedenle, Yerel Mahkemenin dayandığı gerekçe her şeyden önce maddi olay itibariyle hatalıdır.
  4. Yerel Mahkeme, yayınların daha sonra iddianamede yer aldığını belirterek, sözkonusu haber ve yorumların yayınlandıkları tarihte soruşturma gizliliğini ihlal suçu işlenmek suretiyle elde edilmiş ve yayınlanmış oldukları noktasından bir değerlendirme yapmaya gerek duymamıştır.
  5. Böylece, başvurucunun tazminat talebi reddedilirken, başvurucunun henüz hakkında yargı makamlarınca bir suçlama yapılmamış olduğu bir dönemde peşin olarak suçlu kabul edilmesinin kişilik haklarının ihlali yönünden yarattığı etki göz ardı edilerek karar verilmiştir.
  6. Yayınların “yayının yapıldığı andaki görünen gerçeği yansıtması” şartının gözetilmesi gerekir iken, somut olayda yayınların yapıldığı sırada görünen bir gerçekten söz edilemez. Çünkü yayınların yapıldığı tarihte, soruşturma gizlidir. Soruşturma kapsamında bu yayınların alıntılandığı delillerin sahte olduğu, tarafsız cumhuriyet savcıları tarafından daha o dönemde ortaya çıkarılabilirdi. Adil ve tarafsız bir soruşturmada cumhuriyet savcıları şüphelinin sadece aleyhindeki değil, lehindeki delilleri de toplamakla görevlidir. Bu konuda kamu gücünden kaynaklanan ağır bir ihlalin varlığı inkar edilemez.
  7. Öte yandan, basının elde ettiği bilgileri kamuoyuna aktarmadan önce doğruluğunu tespit için asgari bir dikkat ve özen gösterme sorumluluğu vardır. Yayınların konusu olan belgelerdeki suçlamaların vahameti ve başvurucunun da aralarında olduğu silahlı kuvvetler mensupları üzerindeki yıkıcı etkilerinin büyüklüğü gözetildiğinde, bu dikkat ve özen yükümlülüğünün daha fazla olması gerekirdi. Yerel Mahkemece gerekçeli kararda bu yönden de bir değerlendirme yapılmamıştır. Gerekçeli karardaki değerlendirmelerin isabetli olmaması, bunun ilgili Yargıtay Dairesince onanması, kamu gücü tarafından yapılan ihlalin önlenmesini sağlayamamış ve ihlali devam ettirmiştir. Olayda kamu gücünden kaynaklanan bir dizi ihlaller söz konusudur. Bu olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde, başvurucunun kişilik hakları ile basın özgürlüğü arasında adil bir denge kurulduğundan söz edilemez.

V. İHAM’ın Hak İhlali Tespiti ve Tazminat

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi 9 Şubat 2021 tarihinde başvurucu Kadri Sağdıç’ın başvurusunu incelemiş ve İHAS m.8’in ihlal edildiğine ve başvurucuya tazminat ödenmesine hükmetmiştir. Basın bülteni[3] incelendiğinde, ihlal gerekçeleri şu şekilde özetlenebilir: Kasım-Aralık 2009 tarihinde Taraf ve Yeni Şafak adlı günlük gazetelerde, başvurucunun Ergenekon adı ile bilinen davada, hükümeti devirmeye yönelik elverişli şartları yaratmak amacıyla Kafes Eylem Planı içinde yer aldığına dair bir dizi ciddi iddialarda bulunulmuştur. Başvuru Sağdıç’ın adı ve soyadı ile fotoğrafı, Kafes Eylem Planı olarak adlandırılan gizli bir komplonun arkasında yer alan elebaşlarından biri olarak nitelendirilen bazı haberlerle birlikte yayınlanmıştır. Başvurucunun Taraf ve Yeni Şafak Gazetelerinde yer alan bu iki haber aleyhinde yapmış olduğu tazminat davasının reddedildiği ve Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda şeref ve itibarının korunması hakkının ihlal edilmediğine karar verildiği gözlemlenmiştir. İHAM’a yapılan başvuruda, sözkonusu yayınların asılsız ve iftira niteliğinde olduğu ve yargı mercilerinin özel ve aile hayatına saygı hakkını korumadığı ileri sürüldüğünden, Mahkeme başvurucunun şikayetlerini yalnızca 8. madde kapsamında incelemiştir.

Mahkeme başvurucunun ağır cezai suçları işlediğine dair aleyhinde ciddi iddialar içeren haberleri gözönüne aldığında, başvurucunun şeref ve itibarına yönelen zararın 8. madde kapsamında incelenmesi gerekliliğine dair “ciddiyet eşiğini” kazandığını belirtmiştir. Mahkemeye göre, kabul edilebilir eleştiri sınırları (olayların gerçekleştiği sırada Türk Silahlı Kuvvetleri’nde yüksek rütbeli bir kamu görevlisi olan) başvurucu hakkında, özel kişilere göre (sıradan vatandaşa göre) daha geniş olmasına rağmen, kamu görevlisi olması sebebiyle politikacılar kadar kamu denetimine aynı derecede açık olmayan başvurucunun, özellikle aleyhindeki iddiaların onun görevini yerine getirme şekline yönelik eleştirilerle sınırlı kalmadığı gözlemlenmiştir. Sözkonusu haberlerde başvurucunun ciddi cezai suçları işlediğinden bahsedilmiş ve bunun zorunlu sonucu olarak başvurucuya duyulan kamu güveninin zarar görmesine sebep olunmuştur. Başvurucunun hassas stratejik bir alana ilişkin görevinin doğası ve önemi gözönünde tutulduğunda, başvurucunun kamunun güvenine sahip olmasında kamu yararı bulunmakta ve asılsız suçlamalara karşı korunması gerekmektedir.

Bu bağlamda Mahkeme, haberlerin içeriğinin adı-soyadı ve fotoğrafı bazı haberlerin yanında yayınlanan başvurucu için belirli bir ölçüde yüz kızartıcı olduğunu vurgulamaktadır. Yazılan haberlerde, gazeteciler iddialarını belgelere dayandırmak zorunda olup, bu belgelerin gerçekliğinin yetkililer tarafından doğrulanması ve bildirilmesi gerekmektedir. Bu belgeler, adli bir soruşturmanın gizliliği kapsamına girmekte ve başvurucunun hükümeti devirmeyi amaçlayan saldırı hazırlığında olduğu gibi oldukça ciddi suçlar itham etmektedir. Mahkeme, gazetecilerin ilgili tarihte varolan koşullarda, kendi araştırmalarını yürütmeksizin bu belgelere dayanabileceklerine inanmak için hiçbir sebepleri olmadığını değerlendirmiştir. İlgili medya organları, haberlerin dayandığı belgelerin kaynağından veya yayınlanan bilgilerin gizli olduğundan habersiz olamazlardı. Gazetecilerin, bu bilgilerin ifşa edilmesinin, Türk Ceza Kanunu m.285 kapsamında öngörülen ve adli bir soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesini suç olarak düzenleyen yasağa aykırı olacağını bilmeleri gerekirdi. Mahkeme, medyanın demokratik bir toplumda hayati önemi bulunmasına rağmen, gazetecilerin ilke olarak, İHAS m.10’un kendilerine sağladığı korumaya dayanarak olağan ceza hukukuna uyulması görevinden muaf tutulamayacaklarını tekrarlamaktadır.

Sonuç olarak, tartışmaya konu yazıların ele alınış şeklinin, sorumlu gazetecilik ilkeleriyle bağdaştığı değerlendirilemeyecektir. Ulusal mahkemeler tarafından alınan kararlara gelince, sözkonusu haberlerin içeriklerine iddianamede yer verildiği gözönünde bulundurduğunda, İHAM Yerel Mahkemenin bu haberlerin görünür gerçekliği yansıttığını tespit ettiğini dikkate almıştır. Ayrıca Yerel Mahkeme, bu haberlerin kamusal tartışmaya katkı sağladığına ve iddiaların ciddiyeti ve başvurucu tarafından yerine getirilen görevler dikkate alındığında aşırı olmadıklarına karar vermiştir. Temyiz Mahkemesi (Yargıtay) bu kararı, Yerel Mahkemenin tespitlerine ilave bir sebep göstermeksizin onamıştır ve Anayasa Mahkemesi de Yerel Mahkemenin sözkonusu çatışan yararları layıkıyla ölçüp tarttığını tespit ederek, başvurucunun bireysel başvurusunu reddetmiştir. İHAM’a göre, ulusal mahkemeler bir taraftan başvurucunun özel hayatına saygı hakkı ve diğer taraftan basın özgürlüğü arasında uygun bir denge kuramamıştır. İHAM, sorumlu gazetecilik ilkeleri ile bağdaşmayan sözkonusu haberlerin içeriği gözönüne aldığında, yerel mahkemelerin bahsi geçen muhtelif yararları (çatışan hakları) ölçüp tartmakta daha fazla özen göstermesi gerektiği kanaatine varmıştır. Mevcut davada, ne Yerel Mahkeme hükmü ve akabinde Temyiz Mahkemesinin onama kararı ve ne de Anayasa Mahkemesinin başvurucunun bireysel başvuruna ilişkin kararında, sözkonusu tarihte gizli olan bir adli soruşturmanın kapsamına giren iddiaların yayınlanması sebebiyle başvurucunun itibar ve saygınlığına verilen zararın ciddiyetini yeterince dikkate almamıştır. Davaya konu haberler, özellikle başvurucuyu ağır eylemlerle suçlayan ve böylece onu kamu huzurunda (suçlu çıkaran) mahkum eden veya kınayan iddialardan ibarettir. Bu sebeple İHAM, başvurucunun basındaki sözkonusu haberler sebebiyle uğradığı zarara karşı özel ve aile hayatına saygı hakkının ulusal mahkemelerce korunmadığı sonucuna ulaşmış ve 8. maddenin ihlal edildiğine karar vermiştir. Başvurucuya Sözleşmenin 41. maddesi uyarınca, manevi tazminat ve yargılama giderleri olarak toplamda 4.000,00-Avro ödenmesine karar verilmiştir.

 

 

 

 

 

[1] Kadir Sağdıç, 2013/6617 B. No, 08.04.2015, AYM [GK], p.8-11.

[2] Kadir Sağdıç, 2013/6617 B. No, 08.04.2015, AYM [GK], p.19.