Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Gözaltı ve Sorgu
Gözaltı ve Sorgu
07-12-15 / Ersan Şen

Herkes bilmelidir ki, ceza yargılamasında “peşin gözaltı” olmaz. Gözaltı için, öncelikle şüphelinin yakalanması gerekir. Bizde yakalama, çağrı üzerine gelmeyen veya çağrı yapılamayan şüpheli hakkında sulh ceza hakimliği tarafından çıkarılan yakalama emri ile hakkında yakalama emri çıkarılma veya tutuklama kararı verilme şartları oluşan ve gecikmesinde sakınca bulunan hallerde kolluk tarafından doğrudan kullanılabilen yetki hariç, suçüstü ile sınırlı yapılabilir. Suçüstü durumunda herkes yakalama yapabilir, ancak bu yakalama şekli abartılıp, hürriyeti tahdide ve suçüstü, yani o an işlenen veya henüz işlenmiş suç olmamasına rağmen, örneğin aranan veya arandığı zannedilen bir kişinin haksız yere yakalanmasına çevrilmemelidir. Uygulamada, “suç örgütü kurmak” veya “terör örgütü kurmak” suçlarının “mütemadi/neticesi devam eden suç” olduğundan bahisle suçüstü, yakalama ve buna bağlı peşin gözaltı yöntemlerine başvurulduğu görülmektedir. Özellikle 2007 yılından itibaren suç/terör örgütünün faaliyetleri kapsamında işlenen amaç suçların gözardı edildiğini, amaç suç işlensin veya işlenmesin buna bağlı olmadan “suç/terör örgütü” kavramına ait neticenin devamlılığı dikkate alınarak, hatalı ve keyfi şekilde yakalama ve gözaltıların yapıldığını görmekteyiz. Suç/terör örgütü kurmak suçlaması altında, muhtemel suçlu kabul edilen veya suçlu görülmek istenilen insanların değişik saik ve gerekçelerle sürekli teknik takibe tabi tutulduklarını gördük. Kanunlarda ne değişiklik yaparsanız yapın, hukuk güvenliği hakkının sözde kaldığı yerlerde bireyler, ya alabildiğine özgür ya da korku ile yaşarlar. Kimin hangi durumda olacağı ise, zamana ve kamu gücünü elinde tutan tarafa göre değişkenlik gösterir. Bu güvensiz yaşam biçimi yanlıştır, ama "demokrasi" ve "hukuk" kavramlarının hazmedilmediği vaziyette de kaçınılmazdır. Birey ve toplumun, kişi hak ve hürriyetlerinin korunması, kamu huzuru ve barışı için hukuk düzenine ihtiyacı olduğu, bunun da kamu otoritesi eliyle, yani "devlet" tarafından sağlanmasının kabul edildiği tartışmasızdır. Ancak bu yolla bireyleri sürekli izlemek, fişlemek, önleyicilik, bilgi toplama ve istihbarat ile adli kolluğu birbirine karıştırmak doğru değildir. Kamu otoritesini güçlendiren, kişi hürriyeti ve hakkını tehdit eden yöntemlerin, esas olarak Anayasa m.19 ve CMK m.90 ve 91 karşısında koruma görmeyeceğini ifade etmek isteriz. Bir suç isnadına muhatap edilen bireyin davetle veya zorla getirmeyle adli makam huzuruna gelebileceği bir aşamada, ortada CMK m.90’ın şartları oluşmadığı halde başvurulan yakalama ve gözaltı tedbirleri hukuka aykırı sayılmalıdır. Bu noktada, suç/terör örgütünün faaliyetleri kapsamında bir amaç suça bağlı olarak CMK m.90’da öngörülen nedenlerden birisinin varlığı tespit edilmeksizin, yalnızca suç/terör örgütü kurma suçunun neticesinin devamlılığından hareketle “suçüstü” uygulaması yapılması doğru değildir. 2007 yılından itibaren başlayan ve teamüle dönüşmüş bu hatalı uygulamanın kronikleştiğini, Devletin güç gösterisine dönüştüğünü söylemek yanlış olmayacaktır. CMK m.90’da gösterilen gerekçelerle yakalanan şüpheli, ancak cumhuriyet savcısının kararı ile gözaltına alınabilir. Bu sebepledir ki "peşin gözaltı" olmaz, yani “gözaltı için önce şüphelinin yakalanması gerekir” deriz. Yakalanan veya gözaltına alınan, sorguya sevk edilen kişinin üzerinde, cep telefonu ve sair iletişim cihazı bulundurulamaz. Bu kişinin görüntüleri ve beyanları tespit edilip dışarı aktarılamaz. Aksi halde, soruşturmanın gizliliği, adaletten kaçma ve delil karartma ihtimalleri tereddütsüz gündeme gelecektir. Yakalama, arama-elkoyma, gözaltı, sorguya sevk ve tutuklama tedbirlerinin uygulanma şekil ve şartları ile ilgili bir hukuka aykırılığın varlığı iddia edilmekte ise, şüpheliyi temsil eden avukat soruşturmanın gizliliğini ihlal etmeden ve delilleri karatmadan bu durumu yetkili makama ve kamuoyuna aktarabilir. Yakalanan veya gözaltına alınan, sorguya sevk edilen kişinin, bu sırada yakınları ile görüşebilmesi mümkün değildir. Şüphelinin görüşebileceği kişi avukatıdır. Milletvekili de, yasama dokunulmazlığına sahip olduğundan bahisle gözaltı veya sorgu sırasında şüpheli ile görüşemez. Şüphelinin avukatı ve soruşturmada yetkili kamu görevlileri ile yargı mensupları dışında kimse, sağlıkla ilgili acil ihtiyaç dışında şüpheli ile görüşemez. Milletvekili veya kamu görevlisi sıfatına sahip olmak, bir soruşturma nedeniyle gözaltına alınan veya sorguya sevk edilen şüpheli ile görüşme hak ve yetkisi tanımaz. Çünkü CMK m.157 uyarınca soruşturma gizlidir, gözaltına alınan ve sorguya sevk edilen kişilerin başkaları ile teması engellenmelidir. Bunun sebepleri; delillerin karartılmasının engellenmesi, maddi hakikate ulaşılması ve şüphelinin güvenliğinin sağlanmasıdır. Tutuklu ve hükümlülerin yakınları ile görüşmesi için öngörülen usul hükümleri delillerin karartılmaması ve soruşturmanın etkiden uzak tutulması amacıyla yakalama, gözaltı ve sorguya sevk aşamalarında kabul edilmemiştir. Bu sebeple, sağlık veya mücbir sebep gibi beklenmeyen ve aciliyet içeren hallerin dışında bayram, doğum günü, cenaze merasimi ve sair gerekçelerle de gözaltı ve sorgu sırasında şüphelinin yakınları ve arkadaşları ile görüşmesine izin verilmeyecektir. Şüpheliye yakalandığı an yasal hakları bildirilir. Cumhuriyet savcısının kararı ile gözaltına alınmayan şüpheli derhal serbest bırakılmalıdır. Aksi halde, bireyin hürriyeti hukuka aykırı şekilde sınırlandırılmış olur. Yakalama ile yakalanan kişinin gözaltına alınıp alınmayacağının süresi çok kısa olmalıdır. Kolluk, bir suçla ilgili şahsın yakalandığını ve "şüpheli” konumunda olduğunu gecikmeksizin cumhuriyet savcısına bildirmeli, cumhuriyet savcısı gözaltı kararı vermezse şahıs derhal serbest bırakılmalıdır. Elbette bu serbest bırakılma, ceza sorumluluğunun bittiği anlamına gelmez; fakat bundan, o an için yakalanan bireyin hürriyetinin tahdidi noktasında gerekli sebep ve şartların oluşmadığı anlaşılır. Gözaltı süresi, bir veya iki şüphelinin yakalandığı durumda şüphelinin adliyeye gönderilmesi ve hakim huzuruna çıkarılması için gerekli yol süresi hariç 24 saat; aynı soruşturma kapsamında üç veya daha fazla şüphelinin yakalandığı hallerde azami 4 gündür. CMK m.91/3’de öngörülmediği için, toplu suçlarda ayrı bir yol süresi hesaplanmamalıdır. Bununla birlikte uygulamada, dört günlük gözaltı süresinde de hesaplamanın yol hariç yapıldığı görülmektedir. CMK m.91’de gösterilen gözaltı süreleri azami süreler olmakla birlikte; buradan, şüphelilerin mutlaka bu süre sonuna kadar kollukta, nezarethanede veya savcılıkta bekletileceği sonucuna varılmamalıdır. Bir başka ifadeyle, gözaltı süresine ilişkin üst sınırı çizen 4 günlük sürenin her olayda azami şekilde uygulanması gerekli değildir. Yapılması gereken, her somut olayın özellikleri ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına saygı göstererek bu süre dolmadan şüphelileri hakim önüne çıkarmaktır. Şüpheli sayısının çok olması durumunda, sorguyu yapacak hakim sayısının arttırılması isabetli olacaktır. Kanaatimizce bu usul, şüpheli sayısının fazla olduğu sorgularda bireylerin adalet saraylarında deyim yerinde ise “perişan” olmalarını da engelleyeceğinden, kişi hak ve hürriyetleri açısından yerinde olacaktır. Ayrıca, susma hakkını kullanan veya gözaltında tutulma gerekçesi kalmayan şüpheli bekletilmeyip, ya kolluktan veya savcılıktan serbest bırakılmalı veya derhal hakime sevk edilmelidir. Biz burada gözaltı sürelerinin azlığını veya çokluğunu tartışacak değiliz. Anayasa m.19 çerçevesinde belirlenen gözaltı süreleri, bireyin hürriyetini tahdit etmek amacıyla değil, şüphelinin üzerinde yoğunlaşan suç işleme şüphesinin yoğunluğunu ve ağırlığını tespit edip delilleri karartılmadan ele geçirilmesini sağlamak amacına hizmet eder. Şüpheli, en geç yukarıda belirttiğimiz süreler bittikten hemen sonra, yani bu sürelerin sonunda sulh ceza hakimi önüne çıkarılıp sorguya çekilmelidir. Bu sevk, yargılamanın esası ile ilgili olmayıp, soruşturma aşamasında savcının uygulanmasını talep ettiği tutuklama veya adli kontrol tedbirleri ile ilgilidir. Soruşturma aşamasında yapılacak bu sorguda, yargılamanın esası değil, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ilgilendiren tutuklama veya adli kontrolün şartları tartışılmalı, iddia ve savunma bu alanla sınırlı dikkate alınmalıdır. Tutuklama veya adli kontrole sevk edilen şüphelinin yanında mutlaka avukatı bulunmalıdır. CMK m.149 ve 154’e göre; gözaltı sırasında avukat, temsil ettiği şüphelinin yanında bulunma yetkisine ve şüpheli de avukatının yanında bulundurma hakkına sahiptir. Bu sırada kolluğun düzenlediği “avukat görüşme tutanağı”, şüpheli ile avukatı arasında görüşmenin ve birlikte bulunmanın kolluk tarafından engellenmediğini göstermek için düzenlenir ki, bizce bu belge de uygulamada yanlış anlaşılmakta ve tatbik edilmektedir. Kolluk bu yolla, avukatın sürekli şüphelinin yanında durabilme yetkisini kısıtlar ve kendisi izin verdikçe şüpheli ve avukatının birlikte görüşebileceğini zanneder. Şüpheli sayısının çok olduğu soruşturmalarda teamül haline dönüşen bu uygulamayı, CMK m.149 ve 154 ile savunma hakkının özüne aykırı olması sebebiyle şiddetle reddetmekteyiz. Cumhuriyet savcıları, “Gözaltı işlemlerinin denetimi” başlıklı 92. maddesi uyarınca bu konuya hassasiyet göstermeli ve avukatların gözaltına alınan şüphelilerin yanında bulunmaları konusunda tespit ettikleri fiziki eksiklik ve yetersizlikleri Adalet Bakanlığı’na bildirmelidir. Gözaltına alınan kişi için “muhafaza altına alınan” veya “elkoyulan” ya da “gözlem altına alınan” ibareleri kullanılmamalıdır. Çünkü muhafaza “elkoyma” konus u oluşturan eşya hakkında ve gözlem altına alma da “akıl hastalığı” iddiası ile gündeme gelir. Gözaltı süresi dolan şüphelinin serbest bırakılması veya sulh ceza hakimine sevk edilmesi gerekir. Bu sevk sırasında şüphelinin tutulması, artık klasik bir gözaltı olmayıp sevke bağlı geçici hürriyet tahdidi olarak tanımlanmalıdır. CMK m.91/5’e göre “Gözaltı süresinin dolması veya sulh ceza hakiminin kararı üzerine serbest bırakılan kişi hakkında yakalamaya neden olan fiille ilgili yeni ve yeterli delil elde edilmedikçe ve Cumhuriyet savcısının kararı olmadıkça bir daha aynı nedenle yakalama işlemi uygulanamaz”. CMK m.91’de öngörülen süreler; şüphelinin yakalandığı andan değil, cumhuriyet savcısının yazılı emri (kararı) ile gözaltına alındığı andan itibaren başlayıp, cumhuriyet savcısı tarafından sulh ceza hakimliğine sevk anına kadar geçen süre olarak hesaplanır. Bu sürede şüpheli, sulh ceza hakimliğine sevk edilememişse derhal serbest bırakılır; aksi halde, gözaltı ve sonuçları hukuka aykırıdır. CMK m.91’de belirtilen sürelerin geçmesi ile gündeme gelen hukuka aykırılık, yakalama ve gözaltı sırasında gerçekleşen tasarruflar ve alınan ifadeler ile toplanan delilleri, bunlarla ilgili özel hukuka aykırılık olmadığı takdirde etkilemeyecektir. Gözaltı süresi dolan şüphelinin serbest bırakılması şarttır. CMK m.91/5’de tanımlanan şart gerçekleşmese de, şüpheli hakkında aynı konu ve nedenle yakalama yapılamaz. Bu yakalamaya da sadece cumhuriyet savcısı karar verilebilir. Gözaltı süresi dolmuşsa, bu andan itibaren şüphelinin hürriyetini yasal çerçevede tahdit için başka bir yöntem yoktur. Bu andan itibaren yalnızca tutuklama tedbiri gündeme gelebilir ki, o da zaten şüphelinin süresinde ve usule uygun şekilde sulh ceza hakimliğinin önüne çıkarılması ile mümkündür. Aksi halde, hürriyeti tahdit (kişiyi hürriyetinden yoksun kılma) suçu ve süre dolduktan sonra ceza yargılaması tasarrufu ile toplanan deliller ile tutuklama ve adli kontrol kararlarının hukuka aykırılığı kaçınılmaz hale gelir. Herkes görevinden kaynaklanan yetkisini ve hakkını kullanabilir. Ancak hiç kimse, yetkisi olmadığı halde veya sınırı aşmak suretiyle yetki kullanmamalıdır. Birey de sahip olduğu hakkını kötüye kullanmamalıdır. Çünkü bir hakkın kötüye kullanılmasını kanun himaye etmez. Belirtmeliyiz ki, hakkın kötüye kullanılması ile ilgili düşüncenin Özel Hukukla sınırlı olduğu, suçlama altındaki şüpheli veya sanığın sahip olduğu hakları sonuna kadar kullanmasının kötüye kullanma sayılamayacağı, dolayısıyla şüpheli veya sanığın haklarını temsil eden avukatın görevi kötüye kullanmasından da söz edilemeyeceği, şüpheli veya sanığın kendisini temsil eden avukattan şikayet olmadığı sürece, avukat tarafından şüpheli veya sanığa ait hakların engellemeye tabi tutulamayacağı savunulmaktadır ki, biz de bu düşünceye katılmaktayız. "Hakları kötüye kullanma yasağı" başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.17'den hareketle de, bir avukatın temsil şüpheliye ait hakları kötüye kullandığı iddia edilemez, çünkü 17. maddenin bu konu ile ilgisi bulunmamaktadır. Ancak bu düşünce, ortada hak olmadığı halde hak varmış gibi hareket etmek suretiyle gündeme taşınan ve yargılamaları geciktiren talepleri koruma kapsamına almaz. Örneğin soruşturma aşamasında; CMK m.191 ile ilgili yargılamanın esasına yönelik yapılan, sorgu sayılmayan ve tümü ile soruşturmanın sorguya sevk, yani cumhuriyet savcısının şüphelinin tutuklanmasına veya adli kontrole tabi tutulmasını içeren taleplerinin tartışılacağı bir aşamada, bu tedbirlerin şartlarının dışında kovuşturmada konuşulup gündeme gelebilecek talep ve delil değerlendirmelerinin yapılmasına izin verilemez. Kovuşturmada yapılacak sorgunun, soruşturma aşamasına taşınmasına izin vermeyen hakimin, savunma hakkını kısıtlayıp dürüst yargılama hakkının özünü zedelediğinden de bahsedilemez. Soruşturma sırasında yaşanan sevkte, şüphelinin tutuklanması ve adli kontrole alınması ile ilgili cumhuriyet savcısının iddia ve talebinin yerinde olup olmadığını inceleyecek sulh ceza hakimi, bu noktada cumhuriyet savcısının talebini peşin kabul etmeyecek, iddia ve talebin cumhuriyet savcısı tarafından ne derece isabetli ortaya koyulup olmadığını hem dosya üzerinden inceleyecek ve hem de şüphelinin sorgusunu yapmak suretiyle tespit edecektir. Bu nedenledir ki, bizde gıyapta/yoklukta tutuklama kabul edilmemiştir. Gözaltı ve sorgu sırasında avukat duruşma salonunu ve sorguyu terk ederse, bu durumda sorgu tamamlanmışsa CMK m.101/2’ye göre hakim tutuklama veya adli kontrol kararını şüphelinin yüzüne okur. Sorgunun bitip avukatın duruşma salonunu terk ettiği vaziyette, hukuki yardım için şüpheliye yeni avukat tayinine gerek bulunmayacaktır. Ancak avukat, tutuklanma talebi ile sevk edilen şüphelinin sorgusunun başlayıp devam ettiği ve tamamlandığı ana kadar şüphelinin yanında bulunmalı, aksi halde hakim tarafından sorgu kesilmeli ve şüpheliye yeni avukat tayini yoluna gidilmelidir. Ceza Muhakemesi Kanunu incelendiğinde, soruştura sırasında sorgu için sevkin anlamının, “cumhuriyet savcısının tutuklama talebi” olarak kabul edildiği görülmektedir. Ancak “Gözaltı” başlıklı CMK m.91’in 5 ve 6. fıkrası incelendiğinde, bu şekilde bir zorunluluğun olmadığı, gözaltına alınan kişinin CMK m.91’de belirtilen sürelerde bırakılmaması halinde sulh ceza hakimi önüne çıkarılıp sorguya çekileceği ve yanında da avukatının hazır bulunacağı ifade edilmektedir. Bu sebeple, cumhuriyet savcısının sevki tutuklama talebini içerebileceği gibi, adli kontrol tedbiri uygulanmasını veya tutuklama ya da adli kontrol tedbiri noktasında takdir ve değerlendirmesi sulh ceza hakimine ait olmak üzere tutuklunun sadece sorguya çekilmesi talebini de içerebilir. Çünkü CMK m.101/3’de, “tutuklama istenildiğinde” ifadesine yer verildiği görülmektedir ki, cumhuriyet savcısı yönünden şüphelinin sorguya sevki, tutuklama talebini mutlak hale getirmeyecektir. CMK m.101/3’den, yalnızca şüphelinin tutuklanması istenildiğinde bir müdafiin yardımını alacağı ifade edilse de, CMK m.91/6 uyarınca avukat yardımı sorgunun tümünü kapsamaktadır. CMK m.149/2’ye göre, kolluk ve savcılıkta alınan ifade sırasında en çok üç avukat (sorgu açısından sınırlama bulunmamaktadır) şüphelinin yanında hazır bulunabilir. CMK m.109/1’de geçen “şüphelinin tutuklanması yerine adli kontrol altına alınabilir” ibaresi, cumhuriyet savcısının doğrudan, yani tutuklama talebinde bulunmaksızın şüphelinin adli kontrol altına alınmasına karar verilmesini engellemez. Tutuklama talebini talep eden cumhuriyet savcısının, tutuklama tedbiri yerine uygulanan bir koruma tedbiri olan adli kontrolü talep edemeyeceğine ilişkin görüşün kabulü mümkün değildir. Tutuklama talebi ile sevk edilen şüphelinin sorgusu yapılamadığından bahisle serbest bırakılması mümkün değildir. Sorguda süre yoktur, ancak sorgunun da makul sürede tamamlanması gerekir. Sorgunun yapılma sebebi, şüpheli haklarının korunması ve cumhuriyet savcısının şüphelinin hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasına dair talebinin otomatik olarak veya dosya üzerinden yapılacak rutin inceleme ile kabul edilmemesine dayanır. Şüpheli sayısı fazla olsa bile birden fazla hakim sorguyu yapabilir, ancak birden fazla şüphelinin aynı anda duruşma salonuna alınıp sıra ile sorgularının yapılması, soruşturmanın gizliliği ve delillerin korunmasına aykırıdır. Bu sebeple, soruşturma aşamasında her bir şüpheli sorgusunun ayrı yapılması gerekir. Uygulamada, toplu sorgu yapıldığı, bu yolla sürenin kısaltılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bizce isabetli değildir. Savcının sorguya sevk ve tutuklama ya da adli kontrol talebi sonuçlandırılmadığı takdirde, CMK m.91, 94, 100, 101 ve 109’a aykırı hareket edilmiş olur. Soruşturma aşamasında gerçekleşen sorguya sevk suretiyle tutuklama veya adli kontrolün şartların oluşup oluşmadığı, şüphelinin haklarının korunması amacıyla, savcının talebinin otomatik kabul edilmemesi, iddia, delil ve talebinin incelenmesi, delilden hukuki ve fiili dayanaktan yoksun olup olmadığının tespiti amacıyla şüphelinin yüzüne karşı sorgu yapılmalıdır. Sorgu yapılmaksızın dosya üzerinden inceleme yapılması veya cumhuriyet savcısının talebinin değerlendirmeye alınmaması hukuka aykırıdır. Sorguya sevk sonrasında şüphelinin sorgusu yapılıp savunması alınmalı ve itirazı kabil karar şüphelinin yüzüne karşı okunmalıdır. Kamuoyu oluşturmaya yönelik, etki amaçlı, soruşturmanın gizliliğine ihlal eden, soruşturma aşamasını ses veya görüntü ile dışarı veren yayın ve yayımlar yasaktır. Bu eylemler soruşturmanın ciddiyeti ile de bağdaşmamaktadır. Ancak siyasi yargılamalarda, yargı üzerinden hukuk savaşı yapıldığı iddialarında bu tür hukuki hukuka aykırılıkların gerçekleştiği görülmektedir. Özellikle gözaltında bulunan, sorguya sevk edilen şüphelinin nezarethane ve adliye görüntüleri, resim çektirilmesi, şüphelinin lehinde veya aleyhinde kamuoyu oluşturmaya çalışan yayınlar ile yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığını etkileyen her türlü eylem yasaktır. Şüphelinin ve avukatların açıklama ve suçlamaları, bunun karşısında yakalama ve sonrasında yaşanan usul eksiklikleri ve hataları, meselenin yargılamadan uzaklaşıp hesaplaşma ve tasfiye algısı oluşturma izlenimine yol açtığı görülmektedir. Herkes suçlanabilir, ancak suçlamaya konu soruşturmalar usule uygun yapılmalıdır. Aksi halde soruşturmanın haksız başlatıldığı görüntüsü ortaya çıkabilir. Her ne kadar cumhuriyet savcıları basit şüphe ile soruşturma başlatabilirse de, soruşturmaların şahsi hesaplardan uzak, hukuki gereklilik sebebiyle başlatıldığına ve yapıldığına dair inandırıcılığın sağlanması gerekir. Şüphelileri sınırsız destekleyen veya şüphelilerin karşısında olan gazete, tv, radyo yayın ve yayımları karşısında, işin hesaplaşma olduğu ve taraf tutulduğu algısı ortaya çıkmaktadır. Yargı bu algıya alet olmamalı, Devlet gücünü elinde tutanlar ile soruşturulanlar da yargıya saygı göstermelidir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nde bu tür siyasi nitelik taşıyan ve geçmişte meşru güç kullanan insanlara yönelik soruşturma ve kovuşturmalarda Devlet desteği olmadan yürütülmediği görülmüştür. Bu durum da yargının bağımsız ve tarafsız kalamadığını gösterir. Hakim, soruşturma aşamasında tutuklama veya adli kontrol talebi ile sorguya sevk edilen kişi hakkında lehte veya aleyhte vereceği kararı, şüpheli ve avukatını dinlemeksizin dosya üzerinden veremez. Hakim, cumhuriyet savcısının sorguya sevk ettiği şüpheliyi mutlaka dinlemek, yanında bulunan avukatının şüpheliye yapacağı hukuki yardım kapsamında sevk konusu ve talebi ile sınırlı beyanını almak zorundadır. Hakim, şüpheliyi yalnız tutuklarken veya adli kontrole tabi tutarken değil, serbest bırakırken de sorgu yapmak, şüphelinin ve avukatının beyanını tespit etmek zorundadır. Hangi şekil ve şartla olursa olsun şüphelinin duruşma salonuna alınması, mümkünse kendi avukatının, değilse de baro tarafından tayin edilecek avukatının bulunması gerekir. Bu merasim gerçekleşmeden sorguya sevkin tamamlanması hukuka aykırıdır. Sorgu yapılmadan verilecek tutuklama kararı kadar, şüphelinin serbest bırakılması da hukuka aykırıdır; bu son durumda savcının talebi değerlendirilmemiş sayılır. Bunun yegane istisnası, şüphelinin rahatsızlanması ve gerçekleşen bir mücbir sebeptir. Bu durumda bu hallerin son bulması beklenir. Kanaatimizce, bu sırada geçen süre gözaltı süresinden sayılmamalıdır. Çünkü bu beklenmeyen neden, adli makamlardan kaynaklanmamıştır. Sorguda dosya üzerinden serbest bırakılmanın şüphelinin lehine olup olmadığının tartışma konumuzla da bir ilgisi bulunmamaktadır. Burada mesele, şüphelinin lehine karar verilip verilmemesi değil, savcının talebinin yasal prosedüre uygun değerlendirmeye tabi tutulup tutulmamasıdır. Soruşturma aşamasında gerçekleşen sorgu sırasında şüphelinin yanında bulunan avukat, sorgu ve sevkle sınırlı olarak şüpheliye hukuki yardımda bulunmakla yükümlüdür. Tekrar belirtmeliyiz ki, soruşturma aşamasında gerçekleşen sorguda CMK m.206 kapsamında delil tartışması yaşanmamalıdır. Burada tartışma konusu, sorguya sevkin konusunu teşkil eden “tutuklama veya adli kontrol” adlı koruma tedbirleri ile sınırlıdır.