Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - HDP’nin Kapanması Halinde Kapatılma Davası Düşer mi?

Av. Prof. Dr. Ersan Şen

HDP’nin Kapanması Halinde Kapatılma Davası Düşer mi?
22.03.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Kanaatimizce düşmez, şöyle ki;

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun “Kapanma kararının kapatmaya ilişkin hükmün sonuçlarına etkili olamayacağı:” başlıklı 108. maddesine göre; “Bir siyasi partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra partinin yetkili organı tarafından verilen kapanma kararı, Anayasa Mahkemesinde açılmış bulunan kapatma davasının yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara engel değildir”.

Yukarıda metnine yer verdiğimiz 108. madde, Anayasa Mahkemesi’nin 08.12.2010 günü 2010/17 E. ve 2010/112 K. sayılı kararı ile Anayasanın 2., 67., 68. ve 69. maddelerine aykırı olduğundan bahisle oyçokluğuyla iptal edilmiştir.

Yüksek Mahkeme iptal kararında; “İtiraz konusu kuralla, hakkında kapatma davası açılan bir siyasi partinin büyük kongresi tarafından alınan kapanma kararının, bu davanın hukuki sonuçlarından kurtulma amacı taşıdığı kabul edilerek, esasen hukuki varlığı sona ermiş bulunan siyasi parti hakkındaki davanın devam ettirilmesi sağlanmaktadır. Kapanma kararının başka bir nedene dayanabileceğine ihtimal verilmediğinden, bu hususun davaya bakan mercii tarafından araştırılmasına da gerek görülmemekte ve parti yetkili organının kapanma yönündeki iradesini gözetmeyen itiraz konusu düzenlemeyle siyasi haklara ölçüsüz bir müdahale sonucunu doğurabilecek yolun açılmasına imkan tanınmaktadır.” gerekçesine yer vermiş ve gerekçenin devamında, siyasi partinin temelli kapatılmasına sebebiyet veren üyelerin kendilerini savunma hakkı tanınmadığına da değinmiştir.

2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 108. maddesi Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğinden bahisle, HDP’nin kendiliğinden kapanması halinde, açılan kapatılma davasının konusuz kalacağı ve sonlanacağı görüşü ileri sürülmektedir.

Anayasa Mahkemesi’nin oyçokluğu ile aldığı iptal kararının gerekçesini de dikkate alan bu görüş, Siyasi Partiler Kanunu’nun 110. maddesinin 3. fıkrasını gözardı ettiği gibi, özellikle Anayasa m.68’i ve 69’u dikkate almamaktadır.

“Kapanan siyasi partilerin malları:” başlıklı Siyasi Partiler Kanunu m.110/3’e göre; “Kapatılması için hakkında soruşturma veya dava açılmış olan bir siyasi parti, kapanma ve buna bağlı olarak parti mallarının devrine dair karar aldığı takdirde, soruşturma veya dava sonuçlanıncaya kadar devir işlemi yapılmaz”.

“Parti kurma, partilere girme ve partilerden ayrılma” başlıklı Anayasa m.68/4’e göre; “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez”.

“Siyasi partilerin uyacakları esaslar” başlıklı Anayasa m.69’un 5 ila 9. fıkralarına göre; “Bir siyasi partinin tüzüğü ve programının 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı bulunması halinde temelli kapatma kararı verilir”.

Bir siyasi partinin 68 inci maddenin dördüncü fıkrası hükümlerine aykırı eylemlerinden ötürü temelli kapatılmasına, ancak, onun bu nitelikteki fiillerin işlendiği bir odak haline geldiğinin Anayasa Mahkemesince tespit edilmesi halinde karar verilir. Bir siyasi parti, bu nitelikteki fiiller o partinin üyelerince yoğun bir şekilde işlendiği ve bu durum o partinin büyük kongre veya genel başkan veya merkez karar veya yönetim organları veya Türkiye Büyük Millet Meclisindeki grup genel kurulu veya grup yönetim kurulunca zımnen veya açıkça benimsendiği yahut bu fiiller doğrudan doğruya anılan parti organlarınca kararlılık içinde işlendiği takdirde, sözkonusu fiillerin odağı haline gelmiş sayılır.

Anayasa Mahkemesi, yukarıdaki fıkralara göre temelli kapatma yerine, dava konusu fiillerin ağırlığına göre ilgili siyasi partinin Devlet yardımından kısmen veya tamamen yoksun bırakılmasına karar verebilir.

Temelli kapatılan bir parti bir başka ad altında kurulamaz.

Bir siyasi partinin temelli kapatılmasına beyan veya faaliyetleriyle sebep olan kurucuları dahil üyeleri, Anayasa Mahkemesinin temelli kapatmaya ilişkin kesin kararının Resmi Gazetede gerekçeli olarak yayımlanmasından başlayarak beş yıl süreyle bir başka partinin kurucusu, üyesi, yöneticisi ve deneticisi olamazlar”.

Siyasi partilerin kapatılması ile ilgili Siyasi Partiler Kanunu’nun 98 ila 106. maddeleri ve siyasi partilerin uymakla yükümlü olduğu diğer hükümler yürürlüktedir.

Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı bağlayıcı olmakla birlikte, kararını verirken ortaya koyduğu gerekçe, yürürlükte olan Anayasanın ve Kanun hükümlerinin üstünde değildir. Anayasanın üstünlüğü bakımından Anayasa m.11, Anayasa ve kanunların hakimleri bağlayıcılığı yönünden de Anayasa m.138/1 hükümleri açıktır.

Siyasi partilerin temelli kapatılması usulü, Anayasanın 68 ve 69. maddelerinde ayrıntılı düzenlenmiştir. Konuyu ayrıntılı düzenleyen Anayasa maddelerinin, bahsedilen AYM iptal kararı sebebiyle gözardı edilmesi düşünülemez.

HDP’nin kendiliğinden kapanma kararı alması halinde, açılan kapatılma davası etkilenmez, davanın siyasi partinin malvarlığı ve üyelerinin siyasi yasakları ile ilgili kısmı devam eder. Aksi düşünce, normlar hiyerarşisinin tepesinde olan Anayasayı anlamsız hale getirir.

HDP muhtemel savunmasında; 2009 yılı Temmuz ayında terörü sona erdirmek, toplumsal barışı ve kardeşliği güçlendirmek iddiasıyla başlatılan çözüm sürecini gündeme getirecek ve bu süreci, bir hukuka uygunluk sebebi ve/veya 16 Temmuz 2014 tarihinde yürürlüğe giren 6551 sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun’dan hareketle bir sorumsuzluk hali olarak değerlendirmeye çalışacaktır. Bu savunmanın tutarlı olmadığı ve hukuki dayanak sağlamayacağı, 6551 sayılı Kanunun 2. ve 4. maddelerinden anlaşılmaktadır. Bu Kanun, o süreçte işlenen suçları örtmez.

Ayrıca HDP, kapatılma davasının siyasi içerikli olduğunu savunabilir ve buna dayanak gösterilen olaylar ile delillerin uzun zaman öncesine ait olduğunu ileri sürebilir. Asıl savunma mesaisi, 06.11.2009 tarihinde kesinleşmiş Batasuna v. İspanya kararında belirlenen beş kritere cevap vermek için harcanmalıdır.