Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - HSYK Seçimi Arifesinde Öneriler
HSYK Seçimi Arifesinde Öneriler
07-12-15 / Ersan Şen

12 Ekim 2014 günü yapılacak HSYK seçimlerinin Türk Yargısı için hayırlı olmasını dilerim. Hakim ve savcılarımız, özgürce kullanacakları oyları ile yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığına hizmet edecek adayları HSYK üyeliğine seçeceklerine inanmaktayız. Birçok tartışma, çekişme, kutuplaşma, yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına gölge düşürecek iddialar ortaya atılsa da, yargı mensuplarının özlük hakları ile ilgili karar veren Yüksek Kurulun üyelerini, yargıç ve savcılarının seçmesi usulünden asla vazgeçmemek gerekir. Bu yöntem demokratiktir, çünkü yargı mensubu, kendisi ile ilgili karar verecek Kurulda görev alacak üyeyi doğrudan seçip belirleyebilmektedir. Hiçbir bahane, özellikle de yargıda kutuplaşma ve hizipleşme olduğundan bahisle, doğrudan seçim usulünün terk edilip eski usule veya RTÜK modelinde olduğu gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kurul üyelerini seçmesi usulüne geçilmesi kabul edilemez. Meclisin seçimi, “milli iradenin ve dolayısıyla halkın iradesinin tecellisi olacağı” gerekçesi, HSYK seçimi için yeterli görülemez. Öncelikle HSYK, RTÜK gibi bir idari kurul değildir. Yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri ile donatılan HSYK üyelerinin seçimini, temsili demokraside halkın iradesini yansıttığından hareketle Meclise bırakmak, HSYK’yı ve dolayısıyla yargıyı siyasallaştırmak, en basit tanımlama ile siyasetin etkisi altına girme tereddüdü her zaman bulunan yargıyı siyasete teslim etmek anlamına gelir. Bu noktada, her seçmenin bir adaya oy vermesi usulü ile kutuplaşma ve hizipleşmenin derecesi azaltılabilir. Ancak bu sakınca ile yargı mensuplarının kendi Kurul üyelerini seçememeleri kabul edilemez. HSYK seçimi ile ilgili herkesin bir niyeti olabilir. Belki bu niyet HSYK’yı deyim yerinde ise ele geçirip etki altına alma yönünde de tezahür edebilir. Yargı mensupları, hiçbir neden ve gerekçe ile liyakatı bir kenara bırakıp sadakat ve biatı ön plana çıkaracak niyetlerin gerçekleşmesine izin vermemelidir. Seçime ve iradeye saygı duyulması gerekir. Seçim demokrasinin ve özgür iradede hukukun vazgeçilmezidir. Sürekli bu kavramlar kullanır ve onların hayatımızda ne kadar önemli olduğunu söyleriz. Bu sözler lafta kalmamalı ve seçimle ortaya çıkan iradeyi de herkes tanımalıdır. Şimdi biraz da yargının sorunları konusunda tespitler yapıp önerilerde bulunmak istiyoruz. Adliyeler 7 gün 24 saat çalışmalı, adli tatil kaldırılıp, yıllık izin sistemi getirilmeli (çünkü adaletin tatili olmaz), hakim ve savcı sayısı aşamalı olarak iki katına çıkarılmalı, adliyede görevli hakim ve savcıların sayısı artırılmalı, yargı birliği sağlanıp aynı usul ve esaslarla yargılama yapan savcılık ve mahkeme sistemi oluşturulmak suretiyle uzmanlaşma sağlanmalı, avukatlık sınavı getirilip kalite artırılmalı, yeni hukuk fakülteleri açılmamalı, açılan fakülteler için özel nitelikler öngörülmeli, bunların sağlayamayanlar kapatılmalı, dört duvar bina, misafir öğretim üyesi, uzaktan öğrenim usulü terk edilmeli, hukuk nosyonu esas alınmalı, düşük öğrenim kalitesi taşıyan üniversite mezunları yerine, meslek liseleri ve meslek yüksek okullarına her alanda önem verilmeli, kalifiye personel yetiştirilmeli, bu kişiler ötekileştirilmemeli, adliye memuru, infaz koruma görevlisi, adli kolluk, delil toplam ve değerlendirmede görevli personel, hakim ve savcıları destekleyecek yardımcı hukukçular tayin edilmeli, ancak hakim ve savcıların iş yükleri bu kişilerin üzerine bırakılmamalı, bilirkişilik müessesesi iyileştirilmeli, menfaat iddialarının gündeme gelebileceği her türlü şüphe değerlendirilmeli, üzerine gidilmeli, herkes için dürüst yargılanma hakkı güvence altına alınmalı, yargının hızlı karar vermesi, aynı veya benzer konularda istikrarlı kararlar verilebilmesi ortak çalışma disiplini ve içtihatlar oluşturulmalı, sorgu hakimliği geliştirilmeli, yargı mensuplarında tecrübe, liyakat ve ehliyet esas alınmalı, HSYK karar ve uygulamaları objektif kriterlere bağlanmalı, bu karar ve uygulamalar yargı denetimine açılmalı, yargı mensuplar tarafından hakim ve savcılar için oluşturulacak iki ayrı kurulun üyeleri seçilmelidir. Bir an için Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanı’nın da kurullara üye seçmesi gerektiği önerilecekse bu oran; Meclis için %20, Cumhurbaşkanı için %20, hakim ve savcılar için de %60 olarak belirlenmelidir. Ancak yargı mensupları ile ilgili oluşturulacak kurullara üye seçiminin, seçim hakkının demokrasiye uygun şekilde kullanılması amacıyla yalnızca yargı mensuplarına ait olması gerektiği fikrini savunduğumuzu, bu sebeple alternatif seçim türlerini, düşüncemize yakın olması kaydı ile “son tercih” niteliğinde destekleyeceğimizi ifade etmek isteriz. Yargı mensuplarının iradesini öne çıkaran seçim usulü, bağımsız ve tarafsız şekilde hareket etmesi gereken yargının beğenilmeyen kararlar vermesi sebebiyle terk edilemez. Yargı mensupları, kimsenin vesayeti altına alınamaz. Yargı kararları, “yargı vesayeti” gibi bir nitelendirme ile lekelenip küçümsenemez. Sürekli Anayasa değişikliği yapılarak ve kanunlar çıkararak hukuk sistemi ile oynanmamalı, hukukun evrensel ilke ve esasları benimsenip temel alınmalı, yargı duruma, kişiye veya olaya göre pozisyon almamalı, örneğin hukuka aykırı delil Anayasa ve kanunlar gereği kullanılamayacaksa hiçbir yargılamada kullanılmamalı, bir yerde kullanılıp başka yerde kullanılmaması kabul edilemez. Bir yargılamada basmakalıp sözler tutuklamanın gerekçesi yapılırken, diğer yerde farklı uygulamaya gidilmemeli, yasalarda yer alan basmakalıp sözler karar gerekçesi olarak gösterilmemeli, dokunulmazlıklar kaldırılmalı, herkes ve her tasarruf yargı denetimine “hukuk devleti” ilkesi adına açık bırakılmalı, yalnızca Cumhurbaşkanı, milletvekili ve bu sıfatı taşımayan bakanın dokunulmazlığı kabul edilmelidir. Yargı mensubunun teftişi, yargı bağımsızlığını ve tarafsızlığını tehdit eden bir vasıta olmaktan çıkarılmalıdır. Ancak yargı mensubu da layüsel, yani kullandığı yargı yetkisinden dolayı sorumsuz olmadığını bilmeli ve hatalarından dolayı hesap verebilmelidir. Yargı mensuplarının fişlenip sıfatlandırılması gibi bir yöntem kabul edilemez. Ancak bunun için zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Yargıda sübjektif tarafsızlık olgunlaşmadıkça, partizan tavırlar, siyasi ve sair görüşlere dayalı ayrışma devam ettikçe, mesleki yeterlilik, liyakat ve ehliyet gibi kavramlardan hareketle, yargı mensuplarının tayin ve terfilerinin yapılmaması ve fişleme ile ilgili sorunlar devam edecektir. Ümit ederiz ki; yeni HSYK döneminde bu önerilerimizin tümü olmasa bile bir kısmı sözde kalmaz, gerçekleşir. Sözler güzeldir, ancak asıl olan onların yaşatılmasıdır. Kim ne derse desin, Türk Hukuku’nda yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının nefes almaya ihtiyacı vardır. Bu nefes olmazsa adalet olmaz, adalet olmazsa da hukuk düzeni olmaz.