Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Özgür Basın
Özgür Basın
07-13-15 / Ersan Şen

Türkiye’nin ve hatta Dünya’nın en büyük tartışmalarından birisi ifade hürriyeti ve özgür basındır. Ne kadar hukuk devleti, demokrasi ve çoğulculuk desek de, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğü tartışmaları asla bitmeyecektir. Nitekim demokratik hukuk toplumunun en güzel örneklerinden birisi olarak gösterilen İsviçre’de de ifade hürriyeti tartışması devam etmektedir. 28.01.2015 tarihinde İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Kurulu’nda görülecek Doğu Perinçek İsviçre’ye karşı davasının ana konusu ifade hürriyetidir. Yeri gelmişken, başvurucu Doğu Perinçek’e Strazburg’a gidip davaya katılma ve kendisini temsil etme hakkı tanınacağını ümit ederim. Doğu Perinçek’in an itibariyle, hakkında uygulanan adli kontrol tedbirinden dolayı yurtdışına çıkışı yasaktır. Ermeni soykırımının olmadığına dair sözlerin suç sayıldığı İsviçre’ye karşı ifade hürriyetinin korunması ve bunun yanında Türkiye’nin milli meselesinin savunulması açısından Doğu Perinçek’in Strazburg’da bulunması isabetli olacaktır. Ters bir karar Türkiye’nin milli meselesine hukuki perspektifte ciddi zarar verecektir. Başvurucunun kendisini ve savunduğu fikri anlatabilmesi, elde edilecek olumlu sonucun Türkiye’ye katkısı da dikkate alınarak, Doğu Perinçek’in yurtdışına çıkış yasağının en azından geçici olarak kaldırılması için gereken yapılmalı ve Doğu Perinçek’in Strazburg’a gitmesinin engellenmesi sonrasında ortaya çıkabilecek İsviçre’ye karşı hak ihlali başvurusunun reddi sorumluluğunun altına girilmemelidir. Konunun başına dönecek olursak, nedir özgür basın? Basın sansür edilemez, baskı altına alınamaz, yönlendirilemez, korkutulamaz, şunu veya bunu yazması, eleştirmesi veya savunması için basına talimat ve emir verilemez, sipariş haber yaptırılamaz, haber verme ve alma hakkı adına hareket eden basın gördüğünü, öğrendiğini, duyduğunu objektif süzgecinden geçirmek suretiyle kamuoyuna aktarır. Kısaca özgür basın budur. İfade hürriyeti sınırsız olmalıdır. Bununla birlikte, ifade hürriyetinin bilinen iki ortak ve bir de göreceli uygulanan sınır vardır. Basın hürriyeti esasen ifade hürriyeti demektir. Basın hürriyetini, basın mesleğinin taşıdığı haber verme ve alma hakkı ile ilgili basın mensubunun sahip olduğu hukuka uygunluk sebebinden dolayı daha üstün korumaya tabi tutmak mümkündür. Ancak basın hürriyetinin özü ve temeli ifade hürriyetine dayandığından, bu hürriyetin sınırı doğal olarak basın mesleğini de etkilemektedir. İlk sınır, kişilik haklarının korunması; ikinci sınır, cebir-şiddet veya tehdit veya şantaj veya suç işlemeye davet içeren açıklamalar, ifade hürriyetinin sınırları olarak bilinir. Bunun dışında, her ulusun bazı önem atfettiği üstün değerleri vardır ki, bunların tahkir ve tezyif edilmesi de suç sayılabilir. Örneğin; millete, dine, parlamentoya, hükümete, bayrağa hakaret suç sayılabilir. Bunlar dışında ifade hürriyetinin sınırlanmaması, bu hürriyeti kullanan basın mensubu dahil herkesin kamu otoritesi tarafından beğenilsin ya da beğenilmesin korkusuzca düşüncelerini ortaya koyabilmesi, düşüncelerinden dolayı kınanmaması, suçlanmaması, baskı görmemesi ve ötekileştirilmemesi gerekir. Hatta bizce, ifade hürriyetini ve basın hürriyetini kullanana karşı hukuka aykırı tutum ve davranışlar suç sayılıp cezalandırılmalıdır. Çünkü ifade hürriyetinin olmadığı ve basın hürriyetinin kullanılmadığı yerlerde gerçek demokrasiden bahsedebilmek mümkün değildir. Basın niye vardır? Elbette haber vermek, eleştirmek, kamuoyunu bilgilendirmek için vardır. İfade hürriyeti ve basın, demokrasinin vazgeçilmez öğelerindendir. Özgür basın iki noktada sekteye uğrar; birincisi, kamu otoritesinin baskısı ve diğeri, kamuoyuna aktarılan haberlerden dolayı tehdit alan veya cebir-şiddete maruz kalan basın mensubunun korumasız bırakılmasıdır. Bu sekte, objektif nitelik taşır. Bir de üçüncü olarak sübjektif baskı vardır ki, bu baskı basının içinden doğar. Bu noktada basın mensubuna dış kaynaklı doğrudan baskı gelmez. Basın mensubunun mesleğini icra ettiği gazete, dergi, televizyon, radyo veya internet sitesinin sahibi ve yetkilileri, ya dış baskı görürler ki, bu baskının kaynağı iktisadi veya siyasi kökenli olabilir ya da basın mensubunun araştırmacı-gazeteci kimliği ile hazırlayıp sunduğu haberler yine iktisadi, siyasi veya sosyal nedenlerle basın mensubunun görev yaptığı yerin sahibi ve yetkilisini rahatsız edebilir. Türkiye’de bunlardan birincisi, yani kamu otoritesi tarafından basına yapılan baskı iddiaları ön plandadır. Ancak bunun yanında, taraflaşmış, kutuplaşmış, sadece kendi inancına, doğrusuna ve görüşüne göre yayın politikasını benimseyip, aksi yönde haber verme ve alma hakkının kullanılmasına izin vermeyen bir zihniyet vardır ki, bu noktada da “özgür basın” kavramının varlığından bahsetmek doğru olmaz. Elbette her basın kuruluşunun bir yayın politikası, hatta benimsediği ideolojisi, bir anlamda duruşu ve savunduğu amacı olabilir. Ancak bunlar, objektif gazeteciliğin önüne geçmemelidir. Bir başka ifadeyle basın kuruluşu, kendi doğrularına ihanet edenleri veya kendilerine yakın gördüklerinden yanlış yapanları veya karşı tarafta gördüklerinden haksızlığa uğrayanların durumlarını haberleştirebilmeli, bunların eleştirilerine kendi yayınlarında yer verebilmelidir. Toparlayacak olursak; demokrasinin savunduğu çoğulculuk ve ifade hürriyeti, kamu otoritesinin basın üzerinde tahakküm kurup dilediği gibi yayın yaptırmasını, deyim yerinde ise ısmarlama haberciliği asla savunmaz. Bunun kabulü de mümkün değildir, çünkü demokrasinin özünde eleştiri ve eleştiriye tahammül etme olup, kontrol etme, baskılama ve ele geçirme yoktur. Bunun yanında, savunduğu fikir, inanç, ideoloji veya sahip olmayı düşündüğü menfaati kaybetmemek için yalan yanlış, eksik veya “militanca” denilebilecek haberlerin sunulması da doğru değildir. Kimisine göre bunlar ifade hürriyeti kapsamında sayılabilir, ancak bunları “özgür basın” olarak nitelendirmek mümkün olabilir mi? Asıl cevaplandırılması gereken soru da budur. İfade ve basın hürriyeti, yani insanın dilediğini söyleyip dilediğini yazabilmesi başka, “özgür basın” olma iddiasıyla ortaya çıkıp, yalnızca bir görüşü ölümüne savunup, hiçbir eleştiriye veya karşı görüşe tahammül etmemek başkadır.