Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Uluslararası Andlaşmaların Yürürlüğünde ve Sonlandırılmasında Yetki İhtilafı

Av. Prof. Dr. Ersan Şen

Uluslararası Andlaşmaların Yürürlüğünde ve Sonlandırılmasında Yetki İhtilafı
28.03.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Anayasa m.87’de ve m.90’da; Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından milletlerarası andlaşmaların onaylanmasının uygun bulunmasında, hangi andlaşmaların onay kanunu kapsamına girdiğinden ve hangi andlaşmaları yürütme organı olan Cumhurbaşkanının TBMM’den onay kanunu olmaksızın yürürlüğe koyulabileceğinden bahsedildiği, bunlara ilişkin hükümlere yer verildiği görülmekle birlikte, andlaşmaların nasıl sonlandırılabileceğine veya andlaşma hükümlerinin yürürlüğünün hangi merasimle durdurulabileceğine ilişkin hükümlere Anayasa m.87’de ve hatta m.90’da yer verilmediği görülmektedir.

Bu konuda ortaya çıkabilecek uyuşmazlıkların çözümünün yüksek yargı mercii olan Anayasa Mahkemesi’ne bırakıldığı, 1963 yılında yürürlüğe giren ve ardından yeni yönetim sisteminde 2018 yılında yürürlüğe koyulan 9 sayılı Milletlerarası Andlaşmaların Onaylanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nde, andlaşmaların onay kanunu, onay kanuna ihtiyaç olmayanları ile Anayasa m.87 ve m.90’dan farklı olarak andlaşmalara son verme veya hükümlerinin yürürlüğünü durdurmaya ilişkin benzer maddelere yer verildiği, her iki düzenlemenin 2. ve 3. maddelerinde “fesih” adıyla bilinen andlaşmaları sonlandırma prosedürünün belirtildiği, eski ve yeni yönetim sistemlerinde uluslararası sözleşmeler konusunda Cumhurbaşkanının yetkisiz bırakılmadığı, sadece TBMM’ye gönderen veya yurtdışı muhataplarına bildiren makamında olmadığı, yürürlük için TBMM’nin onay kanunu ihtiyaç duyulmayan, sözleşmelerin yürürlüğe girmesinde ve sonlandırılmasında tek yetkili kılındığı, ancak Anayasa m.90’da sayılan bazı uluslararası andlaşmaların yürürlüğünde ve sonlandırılmasında yetkilendirilmediği, bu yönlerden TBMM’nin yetkili sayıldığı, Cumhurbaşkanının ise imzalanan sözleşmeyi TBMM’ye göndermek ve sonlandırılması halinde bu durumu yurtdışı muhataplarına bildirmek, uygun görmediği bir kanunu tekrar görüşülmek üzere TBMM’ye iade etmek veya Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açmak konularında yetkilendirildiği açıktır.

Bununla birlikte; 244 sayılı Bazı Andlaşmalarda Değişiklik Yapılması İçin Cumhurbaşkanına Yetki Verilmesi Hakkında Kanun ile 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesini esas kabul edip, yürürlüğe girmesi için TBMM’nin onay kanununa ihtiyaç duyulan uluslararası andlaşmaların bile Cumhurbaşkanı tarafından feshedilebileceğini ileri süren görüş olmakla birlikte, bu görüşün, yürürlüğe girebilmesi için TBMM’nin onay kanununa ihtiyaç duyulan uluslararası andlaşmalar yönünden geçerli olmadığı, bu konuda Anayasada hüküm olmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi’nin de TBMM’nin onayına ihtiyaç duyulan uluslararası andlaşmaların sonlandırılmasında yetkinin kimde olduğuna dair bir karar vermemiştir.

Belirtmeliyiz ki; 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3. maddesinde geçen sonlandırmanın, TBMM’nin onaylamayı ve yürürlüğü bir kanunla düzenlemesine ihtiyaç duyulan uluslararası sözleşmelerin feshinin veya sonlandırılmasının yine TBMM’nin çıkaracağı ilga kanunu ile mümkün olabileceği, 244 sayılı Kanunda ve 9 sayılı Kararnamede geçen Cumhurbaşkanına tanınmış fesih yetkisinin ise ilan edici mahiyette olup, TBMM’nin aldığı kararın Uluslararası Hukukta geçerlilik kazanması için Devlet Başkanı sıfatıyla Cumhurbaşkanı tarafından muhataplara bildirmesinden ibaret olduğu, gerek Anayasa m.90 ve gerekse m.104/17 gereğince, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 2. ve 3. maddelerine başka bir anlam yüklenemeyeceği açıktır.

Türkiye Cumhuriyeti’ne siyasi, askeri veya mali yükler getiren veya haklar tanıyan uluslararası sözleşmelerin ancak TBMM tarafından onay kanunu ile yürürlüğe girebileceği veya sonlandırılabileceği, gerek onay kanunda veya gerekse uluslararası sözleşmenin feshi için çıkarılan kanundan hoşnut olmayan, bunu hukuka aykırı bulan veya ülke yararlarına ters düştüğünü düşünen Cumhurbaşkanının “İptal davası” başlıklı Anayasa m.150 uyarınca Anayasa Mahkemesi’nde doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkına sahip olduğu, dava açma süresinin Anayasa m.151’e göre ilgili kanunun Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak 60 gün sonra düşeceği, Cumhurbaşkanının beğenmediği veya çıkmasını istemediği bir kanunla veya yürürlüğe girmesini istediği, istemediği veya yürürlükten kalkmasının gerektiğini düşündüğü uluslararası sözleşmeler ile ilgili TBMM’nin onay kanununa da direnemeyeceği, 9 sayılı Kararnamenin 2. ve 3. maddelerinden hareketle bu kanunları engelleyemeyeceği, onay veya ilga kanunlarının Resmi Gazete’de yayımlanmasını da engelleyemeyeceği tartışmasızdır.

Sonuç olarak;

Kanunlar hususunda Cumhurbaşkanı’nın “Kanunların Cumhurbaşkanınca yayımlanması” başlıklı 89. maddesine göre hareket etmesi gerektiği, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi gereğince her bir erkin kendi görev ve yetkisinin sınırlarında kalmak suretiyle kullanmasının elzem olduğu, Anayasa m.6/3’ün son cümlesinin esas olduğu, hiç kimsenin veya organın kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisini kullanamayacağı, Anayasa m.11’e göre Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğünün tartışmasız olduğu, Cumhurbaşkanının kendisine gönderilen kanunu TBMM’ye iade ettiği ve TBMM’nin m.89’da gösterilen prosedüre uygun olarak tekrar kabul ettiği kanunu bekletmesi, yayımlamaması veya yürürlüğe koymamasının veya koydurmamasının düşünülemeyeceği, kanunla onaylanıp yürürlüğe giren uluslararası sözleşmeler konusunda da farklı bir yöntemin izlenemeyeceği, Cumhurbaşkanının ancak TBMM onayına ihtiyaç duyulmaksızın imzalayıp yürürlüğe koyduğu uluslararası sözleşmeleri TBMM’ye sormaksızın ve TBMM’den izin almaksızın sonlandırabileceği, bunun dışında kalanların feshi hususunda TBMM’nin görevli ve yetkili olduğu, Anayasada “yetkide ve usulde paralellik” ilkesini uluslararası sözleşmeler konusunda bertaraf eden bir hükmün de bulunmadığı görülmektedir.

Uluslararası sözleşmelerin niteliklerinin ve TBMM’nin onay kanununa gerek olup olmadığı konusunda Anayasa m.90’nın esas alınması gerektiği, temel hak ve hürriyetlerle ilgili lehe sözleşmelerde de Anayasa m.90/5’in esas olduğu, bu tespitlerin dışında bir yöntem izlenmekte ise bu konuda Anayasa değişikliğine gidilmeksizin farklı yöntemin izlenemeyeceği sonucuna varılmalıdır.