Blog

Kavala′da İstenmeyen Kişi İlanı
23.10.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 23.10.2021 tarihli Eskişehir konuşmasında; Dışişleri Bakanlığı’nın açıklaması ile yetinmeyerek, 4 yıldır tutuklu bulunan Osman Kavala ile ilgili çağrıda bulunan 10 Büyükelçinin sınır dışı edilmesine dair verdiği talimat verdiğini belirtmiştir. Başkanlık sistemi kapsamında verilen bu kararın kuşkusuz siyasi, diplomatik, iktisadi ve hukuki sonuçları olacaktır.

Vedat Şorli v.Türkiye Kararı İncelemesi
19.10.2021 / Av. Nilüfer Yenice

İHAM 19 Ekim 2021 tarihli ve 42048/19 sayılı Vedat Şorli v. Türkiye kararında, TCK m.299 uyarınca Cumhurbaşkanına hakaret suçundan verilen hapis cezasının ifade hürriyetini ihlal ettiğine ve bu hükmün Sözleşmenin 46. maddesi uyarınca içtihatla uyumlu hale getirilmesine karar vermiştir.

Kötü Muamele Yasağına İlişkin AYM Kararı
14.10.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Mehmet Vedat Ervan

Anayasa Mahkemesi’nin İkinci Bölümü; 18.05.2021 tarihli ve 2018/3691 başvuru numaralı Eyüp Birinci başvurusunda ileri sürülen, gözaltında darp edilme ve olay hakkında etkili bir soruşturma yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasını değerlendirmiştir.

Yargılama Dışı Dinlenen Tanık Beyanının Hükme Esas Alınması
30.09.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Buğra Şahin

Bu yazımızda; 29.09.2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan, 16.06.2021 tarihli ve 2018/18989 başvuru numaralı Zekeriya Sevim kararı incelenmiştir.

Suriyeliler Mülteci mi Geçici Korunan mı?
24.09.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Cem Serdar

Bu yazımızda Mart 2011’de Suriye’de başlayan İç Savaşı sonrası savaş sebebiyle Ülkemize gelen, sayıları bugün kayıtlı olarak 3 milyon civarında gözüküyor olsa da, gerçekte daha fazla olduğu düşünülen, Ülkemizin son yıllardaki en önemli sorunlarından birisini teşkil eden ve halen Ülkemizde bulunmaya devam eden Suriyelilerin Uluslararası Hukuk açısından hangi statü altında bulunduklarını açıklayacağız. Bunun anlaşılabilmesi için yazımızda; “göçmen” kavramına, uluslararası koruma türlerinin neler olduğuna ve kapsamlarına yer vereceğiz.

İnternet Haberciliğine ve Sosyal Ağ Kullanımına Müdahale Sınırı
13.08.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. İrem Şen, Stj. Av. Selvacan Akpınar

İnternet kullanımının yaygınlaşması ile birlikte; İnternet Hukukunun önem kazandığı, özellikle de sosyal medyada paylaşılan içeriklerin görüntülenebileceği ve alıntılanabileceği çevrenin genişlediği, sosyal ağ kullanıcılarının sayılarının her geçen gün artması sebebiyle paylaşılan içeriklerin sayısının da arttığı ve dolayısıyla içeriklerin denetiminin zorlaştığı, hukuka aykırı olan veya suç unsuru taşıyan içeriklere yönelik müdahalelerin gerekli hale geldiği kabulünden hareketle bazı hukuki düzenlemelerin getirildiği ve konuya ilişkin yeni düzenlemelerin getirilmesinin amaçlandığı görülmektedir.

İHAM’dan Sonra Anayasa Mahkemesi’nin TCK m.2206 ile İlgili İhlal Kararı
04.08.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 10.06.2021 tarihinde; 2014/6548 numaralı Hamit Yakut başvurusunda, Anayasanın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Bu hak, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 11. maddesi ile de güvence altına alınmıştır. İhlal kararı, 03.08.2021 tarihli ve 31557 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Kovid-19’a Karşı Aşı Zorunluluğu Getirilebilir mi?
02.08.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Kovid-19; uluslararası boyutlara ulaştığından ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından da pandemi olarak ilan edildiğinden, bu hastalığın salgın haline geldiği tartışmasızdır. Şu an için Kovid-19’un mutlak tedavisinin bulunamadığı, yalnızca birkaç türde inaktif ve aktif aşıların geliştirildiği, aşı üretimlerinin birden fazla ülkede yapıldığı, bunlardan bazılarının “aşı adayı” sayıldığı, bu aşıların tatbik edildiği, bizde de Kovid-19’a karşı aşılamanın aralıksız sürdürüldüğü, zorunlu değil, teşvik edici aşılama yönteminin uygulandığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin de Kovid-19’a karşı Turkovac adıyla bir aşı geliştirmek üzere olduğu, yapılan resmi açıklamalara göre farklı türde ve nitelikte aşıların Kovid-19 pandemisinin yayılmasının önlenmesi ve tehlikeli salgın hastalık düzeyinin azaltılmasında yegane çare olarak görüldüğü anlaşılmaktadır.

Gerekçeli Karar Hakkına İlişkin Savran Kararı
15.07.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Selvacan Akpınar

Anayasa Mahkemesi; 28.01.2021 tarihli ve 2018/12600 başvuru numaralı “Salih Savran Bireysel Başvurusu” doğrultusunda başvurucunun esasa ilişkin iddialarının, verilen kararda hukuki değerlendirilmesinin yapılmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ve buna bağlı olarak adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.

İstanbul Sözleşmesi ve İHAM′ın Güncel Yaklaşımına Dair Derleme
30.06.2021 / Nilüfer Yenice

https://vimeopro.com/afpservices/conseil-de-leurope-convention-distanbul-jurisprudence/video/561793962

Ses ve Görüntü Kaydı Alınması Konulu EGM Genelgesi
03.05.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Emniyet Genel Müdürlüğü’nün 27.04.2021 tarihli, “Ses ve görüntü kaydı alınması” konulu Genelgesine göre; polisin görevini ifa ederken ses ve görüntü kaydı alınmasına ilişkin davranışlara fırsat vermemesinin, eylemin ve durumun niteliğine göre kayıt yapan kişinin engellenmesinin ve adli işlemlere başvurulmasının gerektiğinin ifade edildiği görülmektedir. Bu Genelge, bir alt normun nasıl çıkarılabileceğine dair öngörülmüş olan sistematiğe açıkça aykırıdır. Genelgede yer alan Anayasa m.20, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun özel hayatın gizliliğine ve kişisel verilen ihlaline dair suçların, 27.04.2021 tarihli Genelgenin dayanağı yapılabilmesi mümkün değildir. Bu Genelgeyi ve içeriğini ciddi bir şekilde değerlendirmek gerekir. Genelgenin, soyut ve somut hukukilik ile meşruluk zemininde tartışmalı olup olmadığına bakılmalıdır.

Boşanma Davalarında Kişisel Verilerin Kullanılması
26.04.2021 / Dr. Cüneyt Pekmez, Stj. Av. Selvacan Akpınar, Stj. Av. İrem Şen

6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun kabul edilmesi ile birlikte Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3/1-d maddesinde “kişisel veri” tanımı öngörülmüştür. Hükme göre; kişisel veri kimliği belli veya belirlenebilir gerçek kişiye ait her türlü bilgidir. Hükmün gerekçesinde; “Kişisel veri, kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi ifade etmektedir. Bu bağlamda sadece bireyin adı, soyadı, doğum tarihi ve doğum yeri gibi onun kesin teşhisini sağlayan bilgiler değil, aynı zamanda kişinin fiziki, ailevi, ekonomik, sosyal ve sair özelliklerine ilişkin bilgiler de kişisel veridir. Bir kişinin belirli veya belirlenebilir olması, mevcut verilerin herhangi bir şekilde bir gerçek kişiyle ilişkilendirilmesi suretiyle, o kişinin tanımlanabilir hale getirilmesini ifade eder. Yani verilerin; kişinin fiziksel, ekonomik, kültürel, sosyal veya psikolojik kimliğini ifade eden somut bir içerik taşıması veya kimlik, vergi, sigorta numarası gibi herhangi bir kayıtla ilişkilendirilmesi sonucunda kişinin belirlenmesini sağlayan tüm halleri kapsar. İsim, telefon numarası, motorlu taşıt plakası, sosyal güvenlik numarası, pasaport numarası, özgeçmiş, resim, görüntü ve ses kayıtları, parmak izleri, genetik bilgiler gibi veriler dolaylı da olsa kişiyi belirlenebilir kılabilme özellikleri nedeniyle kişisel verilerdir.” denilerek, kişisel verilerin tahdidi olmadığı ve somut olayda bir gerçek kişinin doğrudan veya dolaylı olarak tespitini sağlayan her türlü bilginin kişisel veri olabileceği açıklanmıştır.

Apartman, Site ve İşyerlerinde Güvenlik Kamerası Kullanılması
10.04.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Selvacan Akpınar

Son yıllarda apartman ve sitelerde güvenlik kamerası kullanılması yaygın hale gelmiştir. Güvenlik kameraları; huzur ve sükunun sağlanması, suçların önlenebilmesi, işlenmiş suçların faillerinin saptanabilmesi gibi amaçlarla yerleştirilmekte olup, bununla birlikte kişilerde özel hayatlarının gizliliğinin ihlal edildiği yönünde kaygı uyandırabilmektedir.

Bir Uluslararası Sözleşme Nasıl Feshedilebilir?
23.03.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Bir uluslararası andlaşmanın hükümlerinin durdurabilmesi veya sona erdirilebilmesi; Uluslararası Hukuk bakımından sözleşmede öngörülen merasime uygun olarak, iç hukukta yer alan sözleşmenin yürürlüğe girme ve kaldırılma şekline bağlı kalmak şartıyla mümkün olabilir.

İstanbul Sözleşmesinin Feshinin Hukukiliği Tartışması
20.03.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen

Bu yazımızda, Cumhurbaşkanı kararı ile İstanbul Sözleşmesinin feshedilip feshedilemeyeceği hususuna yer verilecektir. “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” başlıklı ve “İstanbul Sözleşmesi” olarak da bilinen Sözleşme; Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarafından 11.05.2011 tarihinde İstanbul’da imzalanmış ve Sözleşmeye ilişkin Kanun Tasarısı, 24.11.2011 tarihinde 6251 sayılı Kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda yapılan açık oylamada tüm siyasi partilerin mutabakatı ile 1 çekimser, 246 milletvekilinin oyu ile kabul edilerek yasalaşmıştır.

Anayasa Mahkemesi’nin Hakan Aygün Kararı ve Yansımaları
24.02.2021 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Mehmet Vedat Ervan

Başvuru konusu: Başvuru; sosyal medyada yapılan paylaşımlar nedeniyle tatbik edilen tutuklama tedbirinin hukukiliği bulunmadığından, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına dayanmaktadır. Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü tarafından 2020/13412 numaralı başvuru incelenmiş olup, 12.01.2021 tarihinde başvurunun kabulüne ve başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar verilmiştir. Bu karar 23.02.2021 tarihli ve 31404 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır.

Koramiral Kadir Sağdıç’a İHAM’dan Tazminat
18.02.2021 / Av. Nilüfer Yenice

İHAM’a göre, ulusal mahkemeler bir taraftan başvurucunun özel hayatına saygı hakkı ve diğer taraftan basın özgürlüğü arasında uygun bir denge kuramamıştır. İHAM, sorumlu gazetecilik ilkeleri ile bağdaşmayan sözkonusu haberlerin içeriği gözönüne aldığında, yerel mahkemelerin bahsi geçen muhtelif yararları (çatışan hakları) ölçüp tartmakta daha fazla özen göstermesi gerektiği kanaatine varmıştır. Mevcut davada, ne Yerel Mahkeme hükmü ve akabinde Temyiz Mahkemesinin onama kararı ve ne de Anayasa Mahkemesinin başvurucunun bireysel başvuruna ilişkin kararında, sözkonusu tarihte gizli olan bir adli soruşturmanın kapsamına giren iddiaların yayınlanması sebebiyle başvurucunun itibar ve saygınlığına verilen zararın ciddiyetini yeterince dikkate almamıştır. Davaya konu haberler, özellikle başvurucuyu ağır eylemlerle suçlayan ve böylece onu kamu huzurunda (suçlu çıkaran) mahkum eden veya kınayan iddialardan ibarettir.

Bireysel Başvuruda İhlal Kararının Uygulanma Zorunluluğu ve Anayasal Beklentiler
08.02.2021 / Av. Nilüfer Yenice

Bireysel başvurunun 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana tarihsel serüveninde Anayasa Mahkemesi ilk kez, bir hak ihlali kararının uygulanmamasından doğan anayasal çıkmaz sebebiyle TBMM’ye ve HSK’ya çağrıda bulunmuştur. Sorunun kaynağı Anayasanın üstünlüğünü zedeleyen bir yargı tasarrufudur ve çözümü, bütün Anayasal kurum ve kuruluşların bir hak ihlali kararına uyulmasını sağlamak adına müşterek sorumluluğu üstlenip, Anayasal üstünlüğü koruma görevini ifa etmesidir. Kamu gücünü kullanan kişi ve kurumların sebep olduğu hak ihlallerine karşı 23 Eylül 2012 tarihinden itibaren başlatılan anayasal yargı denetimi mahiyetindeki bireysel başvuru mekanizması, temel hak ve özgürlüklerin güvencesi ve koruyucusu olup; gerek TBMM ve HSK ve gerekse diğer organlardan beklenen, demokratik hukuk devletinin hakim olduğu ülkemizde, Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanmaması noktasında gösterilen bu fiili direncin kırılması, Anayasal üstünlüğün verdiği meşruiyetin her sahada tatbikini zorunlu kılmasıdır. “Hukuki güvenlik” hakkının geri dönülmez biçimde zedelenmemesi ve aynı mahiyette bir ihlalin tekrarlanmaması adına, Anayasa Mahkemesi’nin bu çağrısına kulak verilmeli, Anayasal güvenceye dayanan bu haklı beklenti gözardı edilmemelidir.

Anayasa Mahkemesi’nin “Kabul Edilemez” Bulduğu Şık/Türkiye (No:2) Kararında, Oybirliği ile İHAS m.5/1 ve Oy Çokluğu ile İHAS m.10’un İhlali
25.12.2020 / Av. Nilüfer Yenice

Esasında, gazetecilik mesleğini uzun süredir icra eden başvurucunun süregelen sert, muhalif veya eleştirel ifadelerinin varlığı, sadece resmi açıklamalarla yetinmeyip, bizzat terör eyleminin içinde bulunan faillerle irtibata geçmesi, yazı ve haberlerini vakayı soruşturan bir üslupla ve arka planı araştırarak kaleme alması, yalnızca özgür ve demokratik bir toplumda basından beklenen bağımsız gazetecilik faaliyetinin icrası niteliğindedir. Nihayetinde basın hürriyeti, muhalif veya azınlık kitlelerin hariç tutulacağı bir döngüye hapsedilemeyeceğine göre, bu yönde bir beklentinin, araştırmacı ve bağımsız gazetecilik anlayışıyla bağdaşmayacağı açıktır. Netice itibariyle, kamu otoritesinin hakimiyeti altında tuttuğu ifade ve basın hürriyetinin, çoğulcu fikri ve katılımcı demokrasiyi bertaraf edeceği gözetildiğinde, “caydırıcı etki” riskinden de öte, görsel ve işitsel medyada devlet tekelinin hakim olmasıyla tek tip haber alma-verme anlayışının “tekelleşme” tehlikesini doğuracağı, bu durumun çoğulcu bilgiye erişim hakkını engelleyeceği, bu ihtimalde kamusal tartışmanın “sınıflandırılmamış” ve “ayıklanmamış” öz bilgiden de mahrum kalacağı gözardı edilmemelidir.

Zorunlu Aşı
10.12.2020 / Prof.Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Mehmet Vedat Ervan

İnsan hayatını, kamu düzenini ve esenliğini tehdit eden bir virüs türü olan Kovid-19’ün yayılması, yüksek sayıda can kayıplarına neden olması ve hayatın olağan akışını büyük ölçüde etkilemesi nedeniyle uluslararası pandemi ilan edilmiş ve bu ciddi sağlık sorunun çözümü için tedavi, en önemlisi de aşı çalışmalarına hızla başlanmıştır. Aşı üretimi konusunda çalışmalar yapan birçok şirket güvenli ve etkili olduğunu iddia ettikleri aşıları piyasaya sürmüş veya sürmeyi planlamaktadır. Bu yazının kaleme alındığı tarihte Birleşik Krallık vatandaşlarını aşılamaya başlamış, diğer ülkelerde bu yolda önemli mesafeler kat etmiş olup, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı da aşı ithali ile ilgili girişimlerde bulunmuştur.

Bedensel Dezavantajları Olan Tutuklu veya Hükümlülerin Tutma Koşulları
30.06.2020 / Av. Nilüfer Yenice

"Bedensel dezavantajı bulunan hükümlülerin sırf bu nedene dayanarak -kategorik şekilde- tekli odada tutulmalarının kötü muamele teşkil edeceği söylenemeyecek ise de, özgürlükten mahrum bırakmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinin ötesinde fiziksel ve ruhsal etkiler doğduğu takdirde kamu makamlarından bunları bertaraf edecek özel önlemler almaları beklenmelidir".

Elektrik ve Havagazı Enerjisinde “Öz-Üretimin Tüketilmesi” Vergi Mükellefiyetinin Mülkiyet Hakkına Tesiri
09.01.2019 / Av. Nilüfer YENİCE

Vergisel mükellefiyetin sınırları hukuk güvenliğiyle belirlenir. Vergi mükelleflerinin yükümlülükleri ise kanunla öngörülebilir. Vergilendirme yoluyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalede; idarenin takdire ve yoruma dayalı uygulama geliştirmesi mümkündür ki, işbu keyfilik ancak kanunla önlenebilir. Mülkiyet hakkına müdahale teşkil eden verginin mükellefi, konusu, matrahı, miktarı/oranı, vergiyi doğuran olay ile tarh, tahakkuk ve tahsil usulü kanunla açıkça belirli ve öngörülebilir şekilde düzenlenmiş olmalıdır. Nihayetinde; Devletin vergi tahsilatı için kullandığı hukuki araç veya vasıtanın, vergi mükellefleri nezdinde açıklayıcı, sınırları belirlenmiş ve öngörülebilir yasama tasarruflarına dayanması gerekmektedir.