Prof. Dr. Ersan Şen Avukat

Öğrenim

Ersan Şen; İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümü Başkanlığı, Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı Başkanlığı, İstanbul Üniversitesi Senato Üyeliği ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Fakülte Kurulu Üyeliği görevlerinde bulunmuştur.

Ersan Şen; Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde Yüksek Lisansını, İstanbul Üniversitesi Kamu Hukuku Bölümü’nde doktorasını tamamlamış, Doçentlik ile Profesörlüğü ise, Ceza Hukuku ve Ceza Yargılaması Hukuku alanlarında olmak üzere İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Hukuk Bilimleri Anabilim Dalı’nda elde etmiştir. Şen, 2004 yılından bu tarafa Profesör unvanı taşımaktadır.

Ersan Şen; İstanbul Barosu’na kayıtlı olarak avukatlık mesleğine devam etmektedir.


Çalışma Alanları

Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Dava ve Uyuşmazlık Çözümü Ceza Hukuku Vergi Hukuku Anayasa Mahkemesi Bireysel Başvuru İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Bireysel Başvuru İdare Hukuku Ceza İnfaz Hukuku

Diller

Türkçe
İngilizce

Blog

Yatırım Fonlarının Tasfiyesi: Yatırımcının Zararından Kim Sorumlu?
19.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Beyza Başer Berkün

Sermaye piyasası yatırımcısı; yatırım faaliyetinin doğası gereği, kazanç ihtimali kadar piyasa riskini de üstlenir. Bununla birlikte; finansal piyasalarda olağan fiyat hareketlerinden doğan “ticari risk” ile sistem aktörlerinin yükümlülüklerini ihlal etmesinden kaynaklanan “operasyonel/hukuki risk” elbette birbirinden farklıdır. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK); 17.09.2026 tarihinde, 7 portföy yönetim şirketine ait 131 yatırım fonunun tasfiyesine karar vermesi, bu iki risk kavramı arasındaki farkı ortaya koymuştur. Karardan etkilenen 455.758 tekil yatırımcı olduğu söylenmekte olup, süreç incelendiğinde bu durumun klasik anlamda ticari riskten ibaret olmadığı anlaşılmaktadır.

Müdafiin Soruşturma Dosyasından Belge Alma Hakkı ve Kısıtlılığın Kapsamı
19.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Doğa Ceylan

Müdafiin tanımı CMK m.2/1-c’de yapılmıştır. Buna göre, şüphelinin veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukata müdafi denir. Müdafi olabilmek için, şüphelinin veya sanığın savunmasını yapmakla görevlendirilmiş avukat olmak gerekir. Savunma görevini avukata, ya savunacağı şüpheli veya sanık ya da talebi halinde baro verir.

Elkoyma Tedbiri Hakkında Uygulamaya Dönük Bilgi Notu
17.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen

Eşyanın türüne göre kısmen özel hayatın gizliliği ve korunması hakkına, esas olarak da mülkiyet ve zilyetlik haklarına sınırlama getiren, dayanağını Anayasa m.20/2, m.21, m.13 ile İHAS m.8/2’den alan arama ve elkoyma tedbirlerinden elkoymanın yasal şekillerinin ve şartlarının CMK m.123 ila m.134’de düzenlediği, elkoyma ile aramanın farklı tedbirler olduğu,

Suçtan Zarar Görenin Kamu Davasına “Katılan” Kabul Edilmemesi Sorunu
14.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Cem Serdar

Daha önce kaleme aldığımız “Tüzel Kişilerin ‘Suçtan Zarar Gören’ Sıfatı ile Kamu Davasına Katılabilmesi ” başlıklı yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Kamu davasına katılma” başlıklı 237/1’de yer alan, “Mağdur, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişiler ile malen sorumlu olanlar, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilirler.” hükmün uygulamada nasıl hayata geçirilmesi gerektiğine, kimlerin “katılan” sıfatını haiz kabul edilebileceklerine ilişkin görüşümüzü ortaya koymuştuk.

Seri Muhakeme Usulü ile Verilen Kararların Tekerrüre Esas Alınması Sorunu
13.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Beyza Başer Berkün, Stj Av. Mustafa Akarsu

Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.07.2026 tarihli, 2026/6-122 E. ve 2026/444 K. sayılı kararında; seri muhakeme usulü uygulanarak verilen ve kesinleşen mahkumiyet hükümlerinin, TCK m.58 kapsamında tekerrüre esas alınabileceğine karar verilmiş olup, bu karar, seri muhakeme usulü sonucunda kurulan hükümlerin mahkumiyet niteliğinde olduğu, CMK m.250/7 uyarınca güvenlik tedbirlerinin uygulanmasına engel bulunmadığı ve bu hükümlerin tekerrüre esas alınmasını yasaklayan açık bir kanuni düzenlemenin mevcut olmadığı gerekçelerine dayandırılmıştır.