Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - 6284 Sayılı Kanuna Göre Bakanlığın Davadan Haberdar Edilme Zorunluluğu Var mı?

Prof. Dr. Ersan Şen

Doğa Ceylan

6284 Sayılı Kanuna Göre Bakanlığın Davadan Haberdar Edilme Zorunluluğu Var mı?
11.06.2024 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Doğa Ceylan

I. Giriş

Şiddete uğrayan veya şiddete uğrama tehlikesi bulunan kadınların, çocukların, aile bireylerinin ve tek taraflı ısrarlı takip mağduru olan kişilerin korunması ve bu kişilere yönelik şiddetin önlenmesini amaçlayan 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine dair Kanun’un 20. maddesinin 2. fıkrasıyla; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na, bu Kanunun konusuna giren davalara katılma hakkı tanınmış, ancak davanın Bakanlığa tebliğ edilmesi zorunluluğunun bulunup bulunmadığı konusunda bir düzenlemeye yer verilmemiştir. İşbu tartışma hakkında içtihadı birleştirme ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Yazımızda; Bakanlığın, 6284 sayılı Kanun kapsamında davaya katılma hakkının bulunduğu davaların, mahkeme tarafından Bakanlığa bildirilmesinin zorunlu olup olmadığı konusunda, Yargıtay Büyük Genel Kurulu tarafından 13.12.2019 tarihinde verilen, 2019/6 E. ve 2019/7 K. sayılı içtihadı birleştirme kararı incelenecektir.

II. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın Davaya Katılma Hakkı

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.237’de; mağdurun, suçtan zarar gören gerçek ve tüzel kişilerin ve malen sorumlu olanların, ilk derece mahkemesindeki kovuşturma evresinin her aşamasında, hüküm verilinceye kadar şikayetçi olduklarını bildirerek kamu davasına katılabilecekleri düzenlenmiştir. Kanun yolları aşamasında da davaya katılmak mümkün olmakla birlikte, bu ancak kanun yolu başvurusunda açıkça belirtilen, ilk derece mahkemesinde ileri sürülüp reddolunan veya karara bağlanmayan katılma istekleri yönünden geçerlidir.

Tüzel kişilerin davaya katılmaları mümkün olup, bunun şartı, tüzel kişinin suçtan doğrudan zarar görmüş olması veya tüzel kişiye davaya katılma hakkının tanındığı bir düzenlemenin bulunmasıdır. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’na belli davalara katılma konusunda takdir yetkisi veren 6284 sayılı Kanun m.20/2 bu yönü ile önemlidir. Buna göre; “Bakanlık, gerekli görmesi halinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan idari, cezai, hukuki her tür davaya ve çekişmesiz yargıya katılabilir”.

Bakanlığa tanınan davaya katılma hakkının kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi konulu davalarla sınırlı olduğu görülmekte olup, 6284 sayılı Kanun m.2/1-d’ye göre şiddet; kişinin fiziksel, cinsel, psikolojik veya iktisadi açıdan zarar görmesiyle veya acı çekmesi ile sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel hareketleri, buna yönelik tehdit ve baskıyı ya da özgürlüğün keyfi engellenmesini de içeren, toplumsal, kamusal veya özel alanda meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya iktisadi her türlü tutum ve davranıştır.

Konusu “şiddet” veya “şiddet tehlikesi” olmayan davalar bakımından Bakanlığın davaya katılma hakkı bulunmadığı gibi, Kanunda “gerekli görmesi halinde” ifadesine yer verilerek, Bakanlığa davaya katılma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu, yani davalara da katılma zorunluluğunun olmadığı anlaşılmaktadır. Bu nedenle, davanın Bakanlığa bildirilmesinin zorunlu olup olmadığı tartışması; sadece Bakanlığa katılma imkanının tam anlamıyla verilmesinin sağlanması bakımından önemli olup, Bakanlığın davalara katılma hakkının bulunduğu konusunda şüphe bulunmamaktadır.

III. Kanun Kapsamında Kalan Davaların Bakanlığa Bildirilmesi Zorunlu mudur?

Bakanlığın davaya katılma konusundaki takdir yetkisini kullanabilmesi için, davanın Bakanlığa tebliğinin zorunlu olduğu görüşünde olan Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile (kapatılan) Yargıtay 14. Ceza Dairesi’nin Bakanlığa re’sen bildirimde bulunulmasının zorunlu olmadığına ilişkin istikrarlı kararları arasındaki içtihat uyuşmazlıklarının giderilmesi amacıyla konu, Yargıtay Büyük Genel Kurulu’nun önüne gelmiştir.

Yargıtay Büyük Genel Kurul 13.12.2019 tarihli, 2019/6 E. ve 2019/7 K. sayılı kararında; üçte ikiyi aşan oyçokluğuyla, 6284 kapsamına giren suçlarla ilgili açılan davaların Bakanlığa bildirilmesinde zorunluluk bulunmadığı kanaatine ulaşmıştır.

Aşağıda; kanun hükmünde olan içtihadı birleştirme kararı ışığında, davanın bildirilmesinin zorunlu olup olmadığına ilişkin görüşlere yer verilecektir.

a) Davanın Bildirilmesinin Zorunlu Olmadığı Görüşü

Bakanlığa, 6284 sayılı Kanun kapsamına giren davalar yönünden katılma hakkı veren 6284 sayılı Kanun m.20/2’de, bu davaların herhangi bir merci tarafından Bakanlığa bildirilmesi zorunluluğuna yer verilmediği görülmektedir. Her ne kadar bu zorunluluğa ayrıca yer verilmemesinin, bildirme zorunluluğunun bulunup bulunmadığı konusunda şüpheye yol açtığı düşünülebilecek ise de, belli tüzel kişilere davaya katılma hakkı tanıyan diğer kanunlar incelendiğinde, davanın ilgili bakanlıklara bildirilmesi konusunda zorunluluk bulunduğuna ayrıca yer verildiği görülmektedir. Bu nedenle; davanın Bakanlığa bildirilmesi konusunda bir düzenlemeye yer verilmemesi, kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olup, esasen davanın bildirilmesi zorunluluğunun bulunmadığını ortaya koymaktadır. Örneğin; ilgili gümrük idaresine davaya katılma hakkı tanıyan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu m.18’de açıkça “Bu Kanunda tanımlanan suçlar dolayısıyla açılan davalarda mahkeme, iddianamenin bir örneğini ilgili gümrük idaresine de gönderir.” hükmüne yer verilmiş, mahkemenin davayı ilgili gümrük idaresine bildirme zorunluluğunun düzenlenmiştir. Benzer düzenlemelere 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu m.18/2[1] ve 5411 sayılı Bankacılık Kanunu m.162/1’de[2] de yer verildiği görülmektedir.

6284 sayılı Kanun kapsamında kalan davaların Bakanlığa bildirilmesine ilişkin bir düzenleme bulunmamasının yanı sıra, yine 6284 sayılı Kanunda, Bakanlığa veya diğer ilgili mercilere bildirim zorunluluğunun düzenlendiği hallere yer verildiği görülmektedir. Kanunun bu hususta örnek teşkil eden “Tedbir kararlarının bildirimi ve uygulanması” başlıklı 10. maddesi; bu Kanun hükümlerine göre alınan tedbir kararlarının niteliğine göre Cumhuriyet başsavcılığına veya kolluğa en seri vasıtalarla bildirileceği ile yine bu Kanun kapsamında ilgili mercilere yapılan başvuruların ve bu başvuruların kabulüne ya da reddine ilişkin kararların, başvuru yapılan merci tarafından Bakanlığın ilgili il ve ilçe müdürlüklerine derhal bildirileceğini hüküm altına almıştır. Bu konu ile bağlantılı olarak, Kanunun 7. maddesinde uygulanması gereken tedbirlere ilişkin olarak yetkililerin haberdar edilmesi yükümlülüğü öngörülmüştür.

6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği m.46’da yer verilen; “Bakanlık, gerekli görmesi halinde kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik olarak uygulanan şiddet veya şiddet tehlikesi dolayısıyla açılan ve herhangi bir şekilde haberdar olduğu idari, cezai, hukuki her tür davaya ve çekişmesiz yargıya müdahil olarak katılabilir.” hükmüyle, 6284 sayılı Kanun m.20/2 bir nev’i tekrar edilmiş, ek olarak “herhangi bir şekilde haberdar olduğu” ifadesine yer verilmiştir. İşbu Yönetmelik hükmü; davanın bildirilmesinin zorunlu olmadığına doğrudan yer vermemekle birlikte, davanın her halükarda mahkeme tarafından bildirilmeyeceğini öngörmesi nedeniyle önemli kabul edilebilecektir. Kaldı ki yönetmelik, kanuna aykırı olamaz.

Sonuç olarak; tüzel kişilere davaya katılma hakkı tanıyan diğer hükümlerde davanın bildirilmesi zorunluluğu ayrıca ve açıkça düzenlenmişken, 6284 sayılı Kanunda bu zorunluluğa yer verilmemesi, herhangi bir merciye bildirim zorunluluğu öngören diğer haller hakkında Kanunda düzenlemeler bulunmasına rağmen, davaya katılma yönünden düzenlemeye yer verilmemiş olması, bu eksikliğin kanun koyucunun bilinçli tercihinin bir ürünü olup, davanın Bakanlığa bildirilmesi zorunluluğunun bulunmadığı anlamına gelmektedir.

Kanun koyucunun davanın bildirilmesini zorunluluğunu düzenlemeyerek, böyle bir zorunluluğunun bulunmaması yönündeki bilinçli tercihinin sebebinin, Bakanlığın davaya dönüşen olaylar hakkında zaten önceden bilgisinin bulunduğu varsayımıdır; zira Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği m.5/1[3] ve Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri Hakkında Yönetmelik m.7[4] uyarınca, kolluk birimlerine intikal eden olaylar henüz soruşturma aşamasında iken şiddet önleme ve izleme merkezlerine (ŞÖNİM’e) bildirilecek ve bu merkezler, iş ve işlemleri Bakanlık bünyesindeki il müdürlüklerine bağlı olarak yürütecektir. Dolayısıyla; dosyalar henüz soruşturma aşamasında iken Bakanlık bu yolla haberdar olduğundan, mahkemelerin davaları ayrıca bildirme zorunluluğunun olmaması gerektiği düşünülmüştür.

Belirtmeliyiz ki; inceleme konusu içtihadı birleştirme kararında Bakanlığın davadan haberdar edilmemesinin, mağdurların hukuken daha az korunacağı anlamına gelmediği, Cumhuriyet savcısının iddia makamını temsil etmeye devam ettiği ve katılan tarafta Bakanlık tarafından görevlendirilen vekil olmasa dahi maddi hakikate ulaşılması ve hukuk kurallarının uygulanmasının Cumhuriyet savcısının ve mahkemelerin görevi kapsamında olduğu ifade edilmiştir. Bir başka ifadeyle; Bakanlığın, davanın kendisine bildirilmemiş olması nedeniyle davaya katılamaması hali, mağdurun aleyhine bir durum teşkil etmeyecek, yargılama olması gerektiği gibi devam edecek ve mağdurun hakları da gözetilecektir.

b) Davanın Bildirilmesinin Zorunlu Olduğu Görüşü

İncelemeye konu içtihadı birleştirme kararında yer verilen karşı görüşe göre; davaya katılma hakkı, şikayet hakkını da içermektedir. Bu nedenle; CMK m.234/1-b uyarınca, mağdur ile şikayetçinin kovuşturma evresinde duruşmadan haberdar edilmesi hakkının gereğinin yerine getirildiğinden bahsedilebilmesi için, katılma hakkı bulunan Bakanlığa bildirimde bulunulması gerekmektedir. Bir başka ifadeyle; davanın Bakanlığa bildirilmesi zorunluluğuna ilişkin ayrıca bir düzenlemeye gerek olmayıp, bu zorunluluk 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun kendisinden kaynaklanmaktadır.

Bakanlığa, davaya katılma konusunda takdir yetkisinin anlam ifade etmesi ve bu takdir yetkisinin kullanılabilmesi için, Bakanlığa gerekli imkanların da sağlanması, yani Bakanlığın davadan haberdar edilmesi zorunludur. Mahkemenin, Bakanlığı davadan haberdar etmesi ihtiyari olduğu takdirde, bazı davalarda Bakanlık haberdar edilecek iken, bazı davalarda ise haberdar edilmeyerek, uygulamada yeknesaklığın sağlanmasının önüne geçilecektir.

Ayrıca; Bakanlığa bu davalara katılma hakkı tanınmasının amacı üzerinde durulması ve Bakanlığa davanın varlığı hakkında tebligat yapılmayacaksa, katılma hakkına ilişkin düzenlemeye neden yer verildiği sorgulanmalıdır. İçtihadı birleştirme kararında yer verilen bu görüşe göre; davanın bildirilmesi zorunluluğu davaya katılma hakkının bir parçası olup, hakkın etkin kullanımından ve hak kayıplarının önlenmesinden bahsedilebilmesi için davanın bildirilmesi gerekmektedir. Her ne kadar diğer kanunlardaki açık düzenlemelerin aksine, 6284 sayılı Kanun m.20/2’de davanın bildirilmesi zorunluluğundan bahsedilmemişse de, bu zorunluluk esasında hükmün düzenlenme amacından anlaşılmaktadır.

IV. Değerlendirmemiz

6284 sayılı Kanun m.20/2’ye göre; bu Kanun kapsamına giren suçlar yönünden, Bakanlığa davalara katılma konusunda takdir yetkisi tanındığı konusunda tartışma bulunmamakla birlikte, bu davaların Bakanlığa bildirilmesi zorunluluğunun olup olmadığı hususunda bulunan şüphe; 13.12.2019 tarihli, 2019/6 E. ve 2019/7 K. sayılı, kanun hükmündeki içtihadı birleştirme kararı ile giderilmiş, davaların mahkemeye bildirilmesi zorunluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Kanaatimizce; her ne kadar Bakanlığın davaya katılma konusundaki takdir yetkisini etkin şekilde kullanabilmesi için Bakanlığın davadan haberdar edilmesi gerektiği, hükmün amacı gereği bu zorunluluğun bulunduğu ileri sürülse de, diğer kanunlarda tüzel kişilere davaya katılma hakkını tanıyan hükümlerde, mahkemelere veya ilgili mercilere açıkça bildirimde bulunma zorunluluğunun yüklendiği, Bakanlığın davaya katılma hakkını düzenleyen 6284 sayılı Kanun m.20/2’de ise böyle bir zorunluluğa yer verilmediği görülmektedir. Bu nedenle; kanun koyucunun davanın bildirilmesi zorunluluğunu öngördüğü hallerde, bu zorunluluğa ayrıca ve açıkça yer vererek düzenlemeye gittiği anlaşılmakta olup, 6284 sayılı Kanun m.20/2 kapsamında bu zorunluluğa yer vermemesinin, kanun koyucunun bilinçli tercihi olduğunun kabulü gerekmektedir.

Diğer kanunlarda davanın bildirilmesi zorunluluğunun ayrıca düzenlenmiş olmasının yanı sıra, 6284 sayılı Kanun ile 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanuna İlişkin Uygulama Yönetmeliği de incelendiğinde; herhangi bir iş veya işlemin bildirilmesi zorunluluğunun bulunduğu hallerde, bu zorunluluğa da ayrıca yer verildiği anlaşılmaktadır. Yine bu durum da kanun koyucunun, mahkemelerin Bakanlığa bildirimde bulunmasını bilinçli olarak düzenlemediğini ve hatta diğer hükümlerde düzenlenen bildirme yükümlülükleri sebebiyle, Bakanlığın olaylardan zaten haberdar olması gerektiği kanaatinde olduğunu doğrulamaktadır. Dolayısıyla; sadece davaya katılma konusunda takdir yetkisi bulunan kişinin, CMK m.234/1-b uyarınca duruşmadan haberdar edilmesi gerektiğinin kabulü halinde, kanun koyucunun diğer kanunlardaki bilinçli düzenlemeleri gözardı edilmiş olacaktır.

Tüm bunlar gözönünde bulundurulduğunda, Bakanlığın davadan haberdar edilmesinin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır. Ancak belirtmeliyiz ki; düzenlemenin bu hali ile davaların Bakanlığa bildirilip bildirilmeyeceği konusunda uygulamada yeknesaklığın sağlanması mümkün olmadığından, bu hususta düzenleme yapılarak belirsizliğin giderilmesi ve yeknesak uygulamanın oluşturulması, keyfiliğin ortadan kaldırılması, yani hangi mahkemenin kime, neye ve hangi ölçüte göre Bakanlığa haber vereceğinin yasal düzenlemede açıkça yazılı olması gerekmektedir. Düzenlemenin bu hali, 6284 sayılı Kanun kapsamına giren dosyaların Bakanlığa bildirilip bildirilmeyeceği hususunda mahkemeye takdir yetkisi tanıdığından ve bu takdir yetkisinin nasıl kullanılacağı hakkında kriterlere yer vermediğinden, uygulamada keyfiliğe yol açabilecek olup, bu belirsizlik giderilmelidir.

 

 

 

[1] “Yukarıdaki fıkraya göre yapılan ihbar veya takipsizlik kararı ve iddianame Cumhuriyet başsavcılığınca, ilgili kamu kurum veya kuruluşlarına bildirilir. İlgili kamu kurum veya kuruluşları tarafından yazılı başvuruda bulunulması halinde bu kurum veya kuruluşlar, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır.”

[2] “Bu Kanunda belirtilen suçlara ilişkin soruşturma ve kovuşturma yapılması, Kurum veya Fon tarafından Cumhuriyet başsavcılığına yazılı başvuruda bulunulmasına bağlıdır. Bu başvuru muhakeme şartı niteliğindedir. Ancak, 160 ıncı maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen suçtan dolayı soruşturma ve kovuşturmalar Kurumun veya Fonun yazılı bildirimi üzerine veya gecikilmesinde sakınca görülen hallerde re’sen Cumhuriyet savcılarınca yapılır ve Kurum ve Fon haberdar edilir. Bu fıkra uyarınca yapılan soruşturmalar neticesinde açılan kamu davalarında, Kurumun veya Fonun başvuruda bulunması hâlinde, bunlar başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanırlar.”

[3] “Kolluk, kendisine yapılan ihbar veya şikayet üzerine genel hükümler doğrultusunda gerekli işlemleri yapar. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Kanun kapsamında almış olduğu koruyucu ve önleyici tedbirleri onaylanmak üzere tedbirin niteliğine göre mülki amire veya hakime sunar. Kolluk, kendisine intikal eden her olay hakkında gecikmeksizin en seri vasıtalarla ŞÖNİM’e bilgi verir.”

[4] “(1) İş ve işlemler, İl Müdürlüğüne bağlı olarak konukevleri ile koordinasyon halinde yürütülür.”

“(2) Sunulan hizmetler şunlardır: a) Koordinasyon hizmeti: Başvuruların ve tedbir kararlarının alınması, görev alanındaki tüm bilgilerin sisteme işlenmesi, değerlendirilmesi ve izlenmesi için kurumlar arası iş birliğinin sağlanması, c) Hukuki destek hizmeti: Şiddet mağduruna ve beraberindeki çocuklarına Kanun kapsamında gerekli hukuki desteğin sağlanması veya baroların ilgili birimlerine yönlendirme yapılması ile müdahil olunan davaların takibi…”