Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Dörtte Dört İnfaz Sorunu

Beyza Başer Berkün, LL.M.

Prof. Dr. Ersan Şen

Dörtte Dört İnfaz Sorunu
26.01.2024 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Beyza Başer Berkün

Dörtte dört infaz, yani bihakkın/koşullu salıverilme hakkı tanınmaksızın hapis cezasının tümünün kapalı ceza infaz kurumunda çektirilmesi; ikinci kez mükerrir sıfatına giren tüm hükümlülerin bir anlamda başının belası gözükmekte, dörtte dört/tam infaz; Ceza Hukukunun fonksiyonlarından olan uslandırma imkanı/uslanma hakkını hükümlülere tanımadığından ve umut hakkı da vermediğinden bahisle sert eleştirilere maruz kalarak, bu konuda Anayasa Mahkemesi’nin önünde somut norm denetimi kapsamında itiraz yoluyla iptal davasının açıldığı, bu şekilde dörtte dört infazdan kurtulmanın mümkün olacağı söylenirken, kanun koyucunun harekete geçtiği, kamuoyunda 8. Yargı Paketi olarak bilinen Teklif Taslağında ikinci kez mükerrirler bakımından dörtte dört infaz yerine dörtte üç infaz imkanı tanınıp, iyi halli olarak geçirilen bu süre zarfında hükümlünün koşullu salıverilmesinin yolu açılacağı, hatta denetimli serbestlik imkanın dahi ve hatta İnfaz Kanunu Geçici madde 10’dan dahi dörtte dört infazlı olanların yararlanabileceği düşünülmektedir.

Bununla birlikte; kasten suçlar işlemek suretiyle ikinci kez mükerrirlerin uslanmadığı, uslanmayacağı, suç işleme eğiliminde ve niyetinde oldukları, bu hükümlülerin iyileştikleri düşünülerek bihakkın infaz öncesinde topluma salıverilmelerinin, başkalarının hukuki yararları bakımından ciddi sakıncalara yol açabileceği eleştirilerin geldiği, bundan dolayı belki ikinci kez mükerrirler yerine, bu defa üçüncü kez mükerrirler adı ile yeni bir müessesinin Ceza İnfaz Hukukumuza kazandırılması suretiyle bir anlamda yumuşak geçiş yapılabileceği,

Dörtte üç infazdan ancak ikinci kez mükerrirlerin yararlanabilip, üçüncü ve devam eden mükerrirlerin yararlanamayacağı hükmü getirilerek, suçu meslek haline veya alışkanlık haline getirilenlerin toplumdan uzak tutulmasının sağlanabileceği, bu tür bir yöntemle orta yolun bulunabileceği ileri sürülebilir.

Dörtte dört infazın ikinci kez mükerrirlere ilişkin teklife aşağıda yer alan eleştirilerin yapıldığını, bunlara cevap olabilecek ve Ceza İnfaz Hukukumuzu deyim yerinde ise sabahtan akşama değiştirilmesine neden olabilecek Kanun ve Yönetmelik tadilatlarından kurtularak, Ceza İnfaz Hukuku ile ilgili benimsenecek temel kriterler çerçevesinde hareket edilmesinin uygun olacağı, bu sırada Ceza Hukukunun fonksiyonlarından olan ödeticiliğe, caydırıcılığa ve uslandırıcılığa hizmet edebilecek hapis cezasından başka alternatif ceza ve tedbirlerin geliştirilmesinin faydalı olacağını, fakat bunlarla ilgili karar alma süreçlerinin ve gerçekten bu alternatif cezalar ile tedbirlerin tatbikinin sahada icra edildiğinin de etkin takibi suretiyle bir yol izlenmesinin faydalı olacağını,

Bu kapsamda örneğin; tüm örgütlü suçlar yönünden kurucu, yönetici, üye, yardım eden ayırımı yapılmaksızın, mensubu olduğu örgütle ve benzeri öğütlerle bağının kalmadığına dair örgütten ayrıldığına dair samimiyetin tasdiki belgesi ve kararının yeterli olmayacağı, yine takibi saha görevlileri tarafından yapılacak şekilde, önceden oluşturulmuş listelerde yer alan kendi mensup olduğu veya başka örgüt mensuplarıyla sanal ve gerçek ortamda dahi görüşmeyeceğine, birlikte olmayacağına, bağlantı kurmayacağına, aksi halde dışarıda geçerek yararlanacağı süreyi kaybettiğine dair bir belgenin imzalatılmasını, bu hükümlerin cep telefonları ile nerelerde bulunduklarının denetim süresi boyunca sağlanabilecek şekilde topluma kazandırılmalarını, İnfaz Hukuku bakımından yararlı olabileceğini düşündüğümüz bir öneri olarak takdir ve değerlendirmeye sunarız.

01.06.2005 tarihi öncesinde işlenen suçlar bakımından içtimada, cezalar üst hadde ulaştıktan sonra işlenen suçlardan dolayı verilen cezalar içtimaa dahil edilmeden ayrıca infaz edilmekte idi (765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu m.77).

01.06.2005 sonrasında işlenen suçlarda ise; yeni ceza adalet sistemimizde cezaların içtimaı müessesesi kural olarak yoksa da, eski Kanun döneminde birden fazla işlenen suçlar bakımından varılan nitelikli infaza, bu Kanun döneminde kabul edilen mükerrirlere özgü infaz rejimi vasıtasıyla, birinci kez mükerrirlere özgü infazda kısmen, ikinci kez mükerrirlere özgü infaz yoluyla tamamen ulaşıldığı görülmektedir (5275 sayılı İnfaz Kanunu m.108). Şöyle ki; süreli hapis cezasında genel infaz oranına tabi cezalar içtimaı sonucu yatarda 28 yıl geçilemez. Hükümlü ceza infaz kurumunda yeni suç işlediği takdirde, birinci kez mükerrir olur, bu halde de içtimaa dahil olabilecek ceza ile birlikte yatarda 32 yıl aşılamaz, bundan sonra işlenen suçtan dolayı ceza alan hükümlü ikinci kez mükerrir olup koşullu salıverilmeden faydalanamayacağı için, bu cezalar İnfaz Kanunu m.99 yönünden zaten içtimaa dahil olamayacağından, ayrı infaz edilmektedir.

Şimdi ise; ikinci kez mükerrir olan cezalar 3/4 infaz oranı ile koşullu salıverilmeye tabi kılındığında, yatarda 32 yıl geçilemez kuralına dahil olarak, birinci kez ile ikinci kez mükerrirlik arasında yatar üst sınırı aynı hale geleceğinden, düşünülen değişiklikten sonra hükümlü ceza infaz kurumunda süreli hapis cezasını gerektirir, insan öldürme suçuna teşebbüs, ayaklanma, kamu malına zarar verme, yasak eşya sokma, firar gibi suçlardan ne ceza alırsa alsın ikinci kez mükerrir de olsa yatarda 32 yılın geçilemeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda; Cumhuriyet başsavcılıkları, Adalet Bakanlığı ve infaz koruma memurları ceza infaz kurumlarında disiplini sağlamakta zorlanabilirler.

Bu düşünce haklı gözükmektedir. 8. Yargı Paketi olarak bilinen Teklif Taslağında, birinci ve ikinci kez mükerrirlikte öngörülen iki fark bulunmaktadır. İlk fark; birinci kez mükerrirlerin koşullu salıverilme oranının 2/3 olması, ikinci kez mükerrirlerin ise 3/4 oranına tabi tutulması olarak gözükmektedir. İkinci fark ise; birinci kez tekerrürde, koşullu salıverilme süresine eklenecek miktar tekerrüre esas alınan cezanın en ağırından fazla olamazken, ikinci tekerrürde bu yönde kısıtlamaya gidilmemesidir. Yürürlükte olan haliyle; birinci kez tekerrüre tabi birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde, koşullu salıverilme süresi azami 32 yıldır. Teklif Taslağında, ikinci kez mükerrirler hakkında uygulanacak azami süre ile ilgili bir hüküm öngörülmediğinden, 32 yıl üst  haddin ikinci kez mükerrirler bakımından da uygulanacağı anlaşılmakla, birden fazla süreli hapis cezasının koşullu salıverilmesi için 5275 sayılı İnfaz Kanunu m.108’de öngörülen azami 32 yıllık sürede birinci/ikinci tekerrür arasında farkın gözetilmeyeceği sonucuna varılmaktadır.

Birinci kez mükerrirde koşullu salıverilme süresi; 2/3 oranı üzerinden hesaplansa da, 5275 sayılı Kanun m.107’ye göre yapılan koşullu salıverilme hesabı ile bulunan süreye, tekerrüre esas alınan en ağır cezanın eklenmesi suretiyle elde edilen netice süreden fazla olamaz. Örneğin; önce 2/3 hesabı yaptık, bunu bir kez de normal koşullu salıverilme oranı olan 1/2 üzerinden yaptık ve bu hesaba da “tekerrüre esas alınan en ağır cezayı” ekledik. 2/3 hesabı; 1/2+tekerrüre esas alınan en ağır ceza miktarını aşmakta ise, 2/3 üzerinden infaz yapılmaz. 1/2+tekerrüre esas en ağır ceza süresi olarak koşullu belirlenir (her halükarda birinci kez mükerrirde 32 yıl aşılamaz). İkinci kez tekerrürde ise; Taslakta böyle bir sınırlama öngörülmemiş, hatta açıkça hariç tutulmuştur. Dolayısıyla; ikinci kez tekerrürde doğrudan 3/4 uygulanacak, azami yatar süre 32 yıl olacaktır.

Sonuç olarak; birden fazla süreli hapis cezası varsa ve bunların kendi oranlarına göre (2/3 birinci kez, 3/4 ikinci kez mükerrir) hesap yapıldığında 32 yılı aşmıyorsa sorun olmayacak, ikinci kez mükerririn daha ağır şarta tabi tutulacağı anlaşılmaktadır. Ancak 32 yıl; hem birinci ve hem de ikinci tekerrürde aşılıyorsa, ikisi arasında fark kalmayacağı görülmektedir. Birinci kez mükerrir olup azami 32 yıla tabi infazda olan hükümlü, “nasılsa yatarımın daha fazla artma ihtimali yok” diyerek, ceza infaz kurumunda suç işleyebileceğinden, yukarıda paylaştığımız görüşün haklı bir endişeyi dile getirdiği söylenebilir.