Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - İhtiyati Tedbir Kararına İtiraz, Kararı Veren İlk Derece Mahkemesine mi Asıl Uyuşmazlığı Gören Yabancı Tahkim Heyetine mi Yapılmalıdır?

Mehmet Vedat Ervan

İhtiyati Tedbir Kararına İtiraz, Kararı Veren İlk Derece Mahkemesine mi Asıl Uyuşmazlığı Gören Yabancı Tahkim Heyetine mi Yapılmalıdır?
25.10.2023 / Doç. Dr. Anıl Köroğlu, Av. Mehmet Vedat Ervan

1. İlgili Karar ile Uyuşmazlığın Konusu

5235 sayılı Kanunun 35. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, benzer olaylar hakkında farklı yönde kesin nitelikte kararlar veren bölge adliye mahkemesi hukuk daireleri arasında oluşan içtihat farklılığının giderilmesi amacıyla İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu’nun 01.07.2022 tarih ve 2022/51 sayılı kararıyla, “ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itirazın, kararı veren ilk derece mahkemesi tarafından mı, asıl uyuşmazlığın görüldüğü yabancı tahkim heyeti tarafından mı değerlendirilmesi gerektiği” konusunda Yargıtay tarafından karar verilmesi talep edilmiş olup, söz konusu içtihat farklılığı Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 10.10.2022 tarihli, 2022/3529 E. ve 2022/4699 K. sayılı kararıyla giderilmiştir.

Bu doğrultuda Yargıtay 6. Hukuk Dairesi tarafından çözümlenen uyuşmazlık konusu; Türk Mahkemeleri tarafından verilen ihtiyati tedbir kararı sonrasında, yabancı tahkim heyetinde dava açılması halinde, ihtiyati tedbir kararına yapılacak itirazın hangi merci tarafından değerlendirilebileceğine ilişkindir.

2. İlgili Mevzuat

4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun “Amaç ve kapsam” başlıklı 1. maddesi ile “Yabancılık unsuru” başlıklı 2. maddesi uyarınca milletlerarası tahkime tabi uyuşmazlıklar açısından geçici hukuki koruma tedbirleri aynı Kanunun “İhtiyati tedbir veya ihtiyati haciz” başlıklı 6. maddesinde düzenlenmiştir. Aynı konuda milli tahkime ilişkin düzenlemeler incelendiğinde, geçici hukuki koruma tedbirlerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İhtiyati tedbir ve delil tespiti” başlıklı 414. maddesinde yer verildiği görülmektedir.

3. Mercii Görüşleri

5235 sayılı Kanunun 35. maddesinin 3. fıkrası uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlar Kurulu tarafından verilen kararda; İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi’nin 03.03.2021 tarihli, 2020/2281 E. ve 2021/226 K. sayılı kararına, İstanbul BAM 15. Hukuk Dairesi’nin 18.07.2017 tarihli, 2017/825 E. ve 2017/476 K. sayılı kararına ve Başkanlar Kurulu’nun kendi görüşüne yer verilmiştir[1].

  1. 3.1. İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi’nin Kararı

İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi, ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itirazın hangi merci tarafından incelenmesi gerektiğine dair karar verirken HMK m.394/2-2. cümlesini[2], HMK m.407’yi[3] ve HMK m.414/5’i[4] dikkate almıştır.

İstanbul BAM 45. Hukuk Dairesi’nin 03.03.2021 tarihli kararında; “Türk mahkemeleri tarafından verilen ihtiyati tedbir kararları hakkındaki itirazın, asıl davaya bakan Türk mahkemeleri tarafından karara bağlanacağı, ayrıca Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararının hakem veya hakem kurulu tarafından değiştirilebileceği veya ortadan kaldırılabileceği anlaşılmaktadır.

Kıyas yolu ile HMK’nun ilgili hükümlerinin somut olay yönünden uygulanmasının imkanı yoktur. Ayrıca Türk mahkemelerince verilen bir kararın, yabancı hakem heyetince kaldırılmasının kabul edilmesi, Türk mahkemelerinin karar verme yetkisine müdahale imkanı tanınması niteliğindedir. İlk derece mahkemesinin, ihtiyati tedbir kararına yapılan itirazın asıl uyuşmazlığın görüldüğü Milletlerarası Ticaret Odası (ICC) Uluslararası Tahkim Mahkemesi’nin (International Court Of Arbitration) 25466/GR No’lu dosyasından değerlendirilmesi gerektiği yönündeki kararı yerinde olmayıp, itirazın ilk derece mahkemesince değerlendirilerek karara bağlanması gerekmektedir.ifadelerine yer verilmiş ve ihtiyati tedbir kararına karşı yapılan itirazın ilk derece mahkemesi tarafından incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir.

  1. 3.2. İstanbul BAM 15. Hukuk Dairesi’nin Kararı

İstanbul BAM 15. Hukuk Dairesi’nin 18.07.2017 tarihli kararında ise, yalnızca 4686 Sayılı Milletlerarası Tahkim Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca taraflardan birisinin, tahkim yargılamasından önce veya tahkim yargılaması sırasında mahkemeden ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz talebinde bulunabileceğine işaret edildikten sonra, “Davalı tarafın diğer istinaf sebepleri incelenmeksizin; davadan önce Türk Mahkemeleri nezdinde tedbir talep edilebileceği ve mahkemece bu hususun değerlendirilebileceği yasal mevzuat gereğidir. Ancak, istinafa konu mahkeme red kararından önce süresi içinde Cezayir Mahkeme/Hakem heyetinde dava açıldığı belirtilmiş olmakla, dava açıldıktan sonra tedbire itirazın davanın esasını inceleyecek mahkeme/hakem heyetince değerlendirilebileceği, bu usul kuralı gözetilmeksizin itirazın karara bağlanmış olması doğru görülmemiş, yerel mahkeme kararının bu nedenle kaldırılmasına…” karar verilmiş ve ihtiyati tedbir kararına karşı itirazın hakem heyeti tarafından değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

4. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin Kararı

Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 10.10.2022 tarihli kararında; öncelikle daireler arasındaki ihtilafa konu uyuşmazlıkların Milletlerarası Tahkim Kanunu kapsamında olmadığı, ancak MTK m.1 uyarınca geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin MTK m.6’nın istisnai olarak tatbik edilebileceği, MTK m.6 ile milli tahkimde uygulama alanı bulan HMK m.414 arasında ciddi farklılıkların bulunduğu, HMK m.414’te ihtiyati tedbir veya delil tespiti için mahkemeye başvurma koşullarının çok daha sınırlı olduğu ve bu farklılıkların kanun koyucu tarafından bilinçli olarak yapıldığı açıklanmıştır.

Karara göre; “2011 yılında yürürlüğe giren Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 11. kısmında düzenlenen tahkime ilişkin hükümlerde genel olarak Milletlerarası Tahkim Kanunu esas alınmakla birlikte, bazı hususlarda bilinçli olarak bu temayülden ayrılma yaşandığı görülmektedir. Bu ayrık durumlardan birisi de geçici hukuki koruma önlemlerine ilişkindir. (…) Daha sonra Milletlerarası Tahkim Kanunu’nda yapılan değişikliklerde bu farklılığın giderilmemesi de dikkate alındığında, bu farklılığın bilinçli olarak oluşturulduğu anlaşılmaktadır”[5].

Daha sonra Yüksek Mahkeme MTK m.6 ile HMK m.414 arasındaki farkı şu örneklerle ortaya koymuştur;

- MTK m.6/3 uyarınca, cebrî icra organları tarafından icrası ya da diğer resmî makamlar tarafından yerine getirilmesi gereken ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararı hakemler tarafından verilemezken, HMK hükümleri uyarınca yürütülen milli tahkimde böyle bir sınırlama bulunmamaktadır.

- Üçüncü kişileri bağlayan ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararlarının verilebilmesi konusunda HMK’nın aksine, MTK’da çeşitli sınırlamalar getirilmiştir.

- HMK m.414/5’de hakemlere, mahkeme tarafından verilen ihtiyati tedbir kararını değiştirme veya kaldırma yetkisi açıkça verildiği halde, MTK m.6/5’de[6] ihtiyati tedbir veya ihtiyati haciz kararının tahkim yargılamasından önce veya yargılama sırasında verilmesi fark etmeksizin, milletlerarası tahkimde bu kararın hakemler tarafından kaldırılamayacağı, kararın ancak yargılamaya konu kararın kesinleşmesi veya hakemler tarafından davanın reddedilmesiyle birlikte kendinden hükümsüz kalacağı düzenlenmiştir.

Bu açıklama ve örneklerden sonra Yüksek Mahkeme; HMK m.414’ün aksine, MTK m.6’da mahkeme tarafından verilen geçici hukuki koruma tedbirlerine ilişkin itiraza kimin bakacağı konusunda açık bir düzenlemeye yer verilmediğinden, milletlerarası tahkimin niteliği, geçici hukuki koruma önlemlerinin vasfı ve MTK m.6’nın içeriğinin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmiştir.

Bu hususlar ışığında Yargıtay 6. Hukuk Dairesi; “Hukukumuzda ihtiyati tedbirde görevli mahkeme, dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili mahkeme; dava açıldıktan sonra ise, ancak asıl davanın görüldüğü mahkemedir. Bu ilke genel bir ilke kabul edilerek tahkimde de ilk akla gelen ilke olarak dile getirilmektedir. Ancak bu hükmün burada uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır. Zira MTK’nın 17. maddesine göre, bu kanunla düzenlenen konularda, aksine hüküm bulunmadıkça, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanamaz. Bu konuda aksine bir düzenlemede bulunmadığından HMK’nın bu hükmünün tahkimde uygulanma kabiliyeti bulunmamaktadır.

Diğer yönden, ihtiyati tedbir kararları geçici nitelikte bir korum sağladığından, yabancı mahkemelerce veya hakem heyetlerince verilen ihtiyati tedbir kararlarının tanınması ve temyizi de mümkün değildir. Bu durumda, esas uyuşmazlığa bakmakta olan yabancı mahkeme veya hakem heyetinin Türkiye’de bulunan mal veya alacaklarla ilgili olarak vereceği tedbir kararı Türkiye’de bir etkiye sahip olmayacak ve dolayısıyla yabancı mahkeme veya hakem heyetindeki davanın nihai hedefi bakımından taraflara bir koruma da sağlamayacaktır. Bu durumda Türkiye dışında bir tahkim yargılamasında verilen ihtiyati tedbir kararının Türkiye’de uygulanmaması ve bu tahkim yargılaması nedeniyle Türkiye’de verilen ihtiyati tedbire ilişkin itirazın Türkiye’de değerlendirilememesi nedeniyle ihtiyati tedbirin taraflara sağladığı korumadan mahrum bırakacağı da açıktır. (…)

Varılan bu sonuca göre, tahkim anlaşmasının varlığına rağmen yabancılık unsuru içeren bir uyuşmazlığa ilişkin olarak Türk mahkemelerinden ihtiyati tedbir istenebileceği gibi Türk mahkemelerinden verilen ihtiyati tedbire ilişkin kararlara yapılan itiraza da, tahkimde dava açılıp açılmadığına bakılmaksızın, Türk mahkemelerinde bakılabilecektir”. şeklinde karar vermiştir.

5. Sonuç

Netice olarak Yüksek Mahkeme; HMK ile MTK arasında bulunan farklılıkların kanun koyucunun bilinçli bir tercihi olduğunu, milletlerarası tahkimdeki hakem veya hakem heyetlerinin de özel olarak yetkilendirilmesi gerektiğini, “dava açıldıktan sonra asıl mahkemenin görevli olacağı” kuralının MTK m.17 uyarınca milletlerarası tahkime uygulanamayacağını, yabancı mahkemeler veya hakem heyetleri tarafından verilen ihtiyati tedbir kararlarının tanınması mümkün olmadığından taraflara koruma sağlayamayacağını belirterek, Türk mahkemelerince verilen ihtiyati tedbir kararına itirazın, milletlerarası tahkimdeki hakem veya hakem kurullarınca değil, Türk mahkemelerince değerlendirilmesi gerektiğine karar vermiştir.

 

 


[1] Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin kararında Başkanlar Kurulu’nun görüşünden bahsedilmemiştir.

[2] “İhtiyati tedbir kararına karşı itiraz” başlıklı HMK m.394/2-2.cümleye göre; “Esas hakkında dava açıldıktan sonra, itiraz hakkında, bu davaya bakan mahkemece karar verilir”.

[3] “Tahkim” konulu Onbirinci Kısım altında düzenlenen “Uygulama Alanı” başlıklı HMK m.407’ye göre; “Bu Kısımda yer alan hükümler, 21/6/2001 tarihli ve 4686 sayılı Milletlerarası Tahkim Kanununun tanımladığı anlamda yabancılık unsuru içermeyen ve tahkim yerinin Türkiye olarak belirlendiği uyuşmazlıklar hakkında uygulanır”.

[4] “İhtiyati tedbir ve delil tespiti” başlıklı HMK m.414/5’e göre; “Mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararı, hakem veya hakem kurulu tarafından değiştirilebilir veya ortadan kaldırılabilir”.

[5] Kararın devamında; “Bu konuda HMK’ya dayalı tahkim yargılamasının Türkiye’de yapılması nedeniyle her zaman Türk mahkemelerinin yardımına başvurulacak olması, hakem kararına karşı itiraz edilmesinin ve temyiz yolunun Türkiye de icra edilecek olması ve Türk mahkemelerinin verdiği kararlar üzerinde ülke dışında hakem heyetlerinin karar vermesinin Türk Mahkemelerinin bağımsızlığı açısından yerinde görülmemesi gibi sebeplerin etkili olduğu anlaşılmaktadır.” ifadelerine yer verilerek kanun koyucunun bu gerekçesinin ne şekilde anlaşılması gerektiğine yer verilmiştir.

[6] “İhtiyati tedbir veya ihtiyati haciz” başlıklı MTK m.6/5’e göre; “Tahkim yargılaması öncesi veya tahkim yargılaması sırasında taraflardan birinin istemi üzerine mahkemece verilen ihtiyatî tedbir ya da ihtiyatî haciz kararı, hakem veya hakem kurulu kararının icra edilebilir hale gelmesiyle ya da davanın hakem veya hakem kurulu tarafından reddedilmesi halinde kendiliğinden ortadan kalkar”.