Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Mirası Reddeden Mirasçıların, Aleyhine Yöneltilen İcra Takiplerindeki Durumuna İlişkin Bazı Özel Haller

Yılmaz Komit

Aleyna Çarpar

Mirası Reddeden Mirasçıların, Aleyhine Yöneltilen İcra Takiplerindeki Durumuna İlişkin Bazı Özel Haller
12.06.2024 / Av. Yılmaz Komit, Stj. Av. Aleyna Çarpar

1. Derdest İcra Takibinde Mirasbırakanın Vefat Etmesi Durumu,

Borçlu kişinin ölümü halinde mirasçılar açık bir irade beyanı ile mirası kabul etmiş ise terekenin borçları için, borçlu mirasbırakana başlamış olan takip 3(üç) gün geriye bırakılır (2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (“İİK”) m.53/1-c.1). Bu 3(üç) günlük süre geçtikten sonra ise takip mirasçıya veya terekeye karşı sürdürülür. Fakat, mirasçıların mirası açıkça kabul etmediği veya reddetmediği durumda 4721 sayılı Türk Medeni Kanun’da (“TMK”) öngörülen süreler geçene kadar takip geriye bırakılır (İİK m.53/1-c.2).

TMK m.606 uyarınca, yasal mirasçılar mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihten, vasiyetname ile atanmış mirasçılar ise mirasbırakanın tasarrufunun kendilerine resmen bildirildiği tarihten itibaren 3(üç) aylık hak düşürücü süre içerisinde kayıtsız ve şartsız olarak mirası reddedebilir. Bu süre dolmadan mirasçılar aleyhine yeni bir takip başlatılamayacağı gibi, derdest icra takibi sırasında takibin mirasçılara yöneltilmesi de İİK m.53’e göre mümkün değildir. Söz konusu kanun hükmüne aykırı olarak ve 3 (üç) aylık süreye uyulmaksızın takibe geçilmesi halinde ilgiler İcra Mahkemesi nezdinde süresiz olarak şikayet yoluna başvurabilir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 07.11.2017 tarihli, 2016/22559 E. ve 2017/13747 K. sayılı içtihadında bu kuralı şu şekilde uygulamıştır: “Şu hale göre murisin ölümünden sonra üç aylık mirası red süresi dolmadan icra takibine mirasçılar aleyhine geçildiği anlaşılmakla, takip borçlusu olan mirasçının İİK 53 maddesine aykırı olarak başlatılan bu takibi süresiz şikayet yolu ile iptal ettirme hakkı bulunmaktadır. O halde mahkemece şikayetin kabulü yerine istemin sürede olmadığından bahisle red kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir”. Yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 08.02.2024 tarihli, 2023/4307 E. ve 2024/1104 K. sayılı başka bir içtihadında somut olaya şu şekilde uygulamıştır: “TMK′nun 606/1. maddesine göre mirası ret süresi üç aydır. Buna göre murisin ölümü üzerine üç gün ve devamında üç ay süre ile mirasçıları hakkında takip yapılamaz. Somut olayda; şikayetçi borçlunun murisi olan bono keşidecisi ...’ın 06.11.2014 tarihinde vefat ettiği, 3 aylık süre dolmadan 24.11.2014 tarihinde şikayetçi mirasçı aleyhine takip yapıldığı, yapılan takibin İİK′nın 53. maddesine aykırılık teşkil ettiği anlaşılmaktadır. İİK′nın 53. maddesine aykırılık ise, kamu düzeni ile ilgili olduğundan İİK′nın 16/2. maddesi uyarınca şikayet süresizdir. O halde Bölge Adliye Mahkemesince kamu düzenine aykırılık teşkil eden bu husus re′sen dikkate alınarak İİK′nın 53. maddesine aykırı olarak takip yapıldığı gerekçesiyle karar veren İlk derece Mahkemesi kararının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin süre yönünden reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.”

Görüleceği üzere; Yargıtay da takibe başlandıktan sonra mirasbırakanın vefatı üzerine İİK m.53’e aykırı olarak mirasçılar aleyhine takibe geçilmesi halinde bu aykırılığın ilgililer açısından şikâyet sebebi olacağını ve kamu düzenini ilgilendirmesi sebebiyle bu yola süresiz olarak başvurulabileceğini içtihat etmektedir.

2. Mirasbırakanın Vefatından Sonra İcra Takibi Başlatılması Halinde,

Mirasbırakana karşı vefatından sonra başlatılan icra takibi konusunda özel bir duruma değinmek ve Yargıtay’ın değişen içtihadı üzerinde durmak gerekir. Bilindiği üzere, medeni hukukumuzdaki hak ehliyetinin karşılığı, usul hukukumuzda ve takip hukukumuzda taraf ehliyetidir. Buna göre, İcra ve İflas Hukuku’na göre takibin tarafı olabilmek için taraf ehliyetine sahip olmak gerekir[1]. Gerçek kişilerin hak ehliyeti ölümle birlikte son bulacak ve ölmüş bir kişinin taraf ehliyetinden bahsedilemeyeceğinden ölmüş bir kişiye karşı icra takibi yapılması mümkün olmayacaktır. İcra takibi başlatılması halinde, borçlunun takipten önce öldüğünün anlaşılması durumunda bu takibe borçlunun terekesine veya mirasçılarına karşı devam edilemez.[2]

Bu durumun bir istinası olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.124 gösterilebilir. Söz konusu maddenin kıyasen uygulanması yoluyla; takip talebinde tarafın yanlış gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, icra müdürünün taraf değişikliği talebini kabul etmesi gerekir[3]. Yargıtay geçmiş tarihli içtihatlarında, 04.05.1978 tarihli ve 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre ölü kişi hakkında takip başlatılamayacağı ve açılan takibin mirasçılarına yöneltilemeyeceğini kabul etmekteydi[4]. Bu uygulamanın gerekçesinin ise 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda iradi taraf değişikliği hakkında açık bir hüküm bulunmaması olduğu belirtilmiştir[5]. HMK’nın kabul edilmesiyle birlikte Yargıtay’ın değişen içtihadı doğrultusunda, ölen kişi aleyhine başlatılan icra takibinde taraf ehliyetinin bulunmamasının takibin iptaline sebebiyet vermeyebileceğini ifade etmek gerekir.

Alacaklı tarafından ölen kişi aleyhine icra takibi başlatıldıktan sonra, borçlunun vefat ettiği anlaşılmış olabilir. Bundan sonra, yukarıda ifade ettiğimiz üzere; alacaklı iradi taraf değişikliği (HMK m.124) ile takibin ölenin mirasçılarına yöneltilmesini sağlayabilir. Mirası kayıtsız ve şartsız olarak reddeden mirasçıların bu takibe, takipten gönderilen ödeme emrine karşı yasal süre içerisinde itiraz etmesi gerekir.

a. Mirasbırakanın Mirasını, Takibin Kesinleşmesinden Önce Reddeden Mirasçıların Bu Konudaki İtirazının Borca İtiraz Niteliğinde Olduğu Kabul Edilmektedir.

Mirasın reddi nedeniyle borçtan sorumlu olunmadığına ilişkin iddia, borca itiraz niteliğinde olmakla birlikte; bu itiraz ödeme emrinin tebliği üzerine takibin şekline göre yasal süre içinde ilgili merciye yapılmalıdır. Bu husus Hukuk Genel Kurulu’nun 19.11.2014 tarihli ve 2013/12-2240 E., 2014/929 K. ile benimsenmiş olup, ilgili ilkenin uygulanabilmesi için mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının, icra takibinin kesinleşmesinden önceki bir tarihte alınmış olması gerekir.  Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 20.02.2019 tarihli, 2019/724 E. ve 2019/2575 K. sayılı kararında bu ilkeyi somut olaya şu şekilde uygulamıştır: “Somut olayda, murisin 20.10.2014 tarihinde vefat ettiği, borçlular hakkında icra takibinin 20.04.2015 tarihinde başlatıldığı, borçlulara ödeme emrinin 29.04.2015 tarihinde tebliğ edildiği, 28.04.2015 tarihinde mirasın reddine karar verildiği, iş bu itirazın ise 11.08.2015 tarihinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Borçluların başvurusu, bu hali ile borca itiraz niteliğinde olup, borca itirazın ise; takibin şekline göre uygulanması gereken İİK.′nun 62/1. maddesi uyarınca, ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 5 günlük süre içerisinde icra mahkemesine yapılması zorunludur. Bu durumda mirasın ret kararı icra takibinin kesinleşmesinden önceki bir tarihte alındığından itiraz süreye tabidir”,

Yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 09.07.2020 Tarihli, 2019/11002 E., 2020/6831 K. Sayılı başka bir kararında bu kuralı somut olaya şu şekilde uygulamıştır: “Somut olayda, murisin takipten önce 31.07.2013 tarihinde öldüğü, mirasçılar hakkında 06.02.2014 tarihinde takip başlatıldığı, borçluya ödeme emrinin 22.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği,.... Sulh Hukuk Mahkemesi′nin 17.09.2013 tarih ve 2013/498-622 sayılı mirasın reddine ilişkin kararının 11.10.2013 tarihinde kesinleştiği; dolayısıyla anılan mahkeme ilamının icra takibinden ve ödeme emrinin tebliğinden önce alındığı ve kesinleştiği görülmektedir. Yapılan tüm bu açıklamalar uyarınca, borçlunun başvurusunun, icra takibinin şekline göre İİK.′nun 62. maddesine dayalı borca itiraz niteliğinde olduğu kuşkusuz olup, borca itirazın ise; aynı Kanun′un 62/1. maddesi uyarınca ödeme emrinin tebliğinden itibaren yasal 7 günlük sürede icra dairesine yapılması zorunludur. Ne var ki, borçlu ...′nın, ödeme emri 22.04.2014 tarihinde tebliğ edildiği halde mirasın reddi kararına dayalı olarak 16.06.2014 tarihinde icra takibine itiraz ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla, itiraz, İİK.′nun 62/1. maddesinde öngörülen yasal 7 günlük süre geçirildikten sonra yapılmış olduğundan, adı geçen borçlu hakkındaki takip kesinleşmiş bulunmaktadır. Belirtilen durum karşısında, borçlunun takibin kesinleşmesinden sonraki dönemde mirasın reddine ilişkin mahkeme kararını icra müdürlüğüne sunmak suretiyle kesinleşen takipteki hacizlerin kaldırılmasını isteyemeyeceği açıktır. Hal böyle olunca, mahkemece, istemin reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirmeyle, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir”.

Yargıtay içtihatları doğrultusunda; mirasın reddedilmesine rağmen, mirasçılar aleyhine takibe geçilmiş olması durumunda, bu durumun borca itiraz niteliğinde olduğu ve takibin türüne göre yasal süresi içerisinde ilgili mercie yapılması gerektiğini belirtmek gerekir. Yasal süre içerisinde itiraz etmemiş olan mirasçılar açısından takibin kesinleşecek olup, alacaklı tarafından bu mirasçılara karşı icra takip işlemleri sürdürülebilecektir. Fakat, yasal süre içerisinde itiraz edilmemiş olması takip hukuku bakımından sonuç doğurmaktaysa da yasal süre içerisinde itiraz etmemiş mirasçının her zaman menfi tespit davası açabileceğini de belirtmek gerekir.

b. Takibin Kesinleşmesinden Sonra Mirasbırakanın Mirasını Reddeden Mirasçıların, Kesinleşen Red Kararıyla Birlikte Kendileri Yönünden Takibin İptalini Talep Etmesi Gerekir.

Mirasçının mirası reddetmesi ve bu ret kararın kesinleşmesi, icra takibinin kesinleşmesinden sonra olursa mirasçının borçtan sorumluluğu devam eder, yapılan itiraz borca itiraz niteliğini taşımaz. Bu durumda mirasçının kesinleşmiş mirasın reddine dair kararıyla birlikte, İcra Mahkemesi nezdinde şikayet yoluyla kendisi yönünden takibin iptalini talep etmesi gerekmektedir.

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 28.02.2018 tarihli, 2016/28392 E. ve 2018/2090 K. sayılı içtihadında bu hususu somut olaya şu şekilde uygulamıştır: “[…]Bu durumda, mirasın reddine ilişkin ilamın, takibin kesinleşmesinden sonra alındığı anlaşılmakla, borçluların talebinin borca itiraz olarak nitelendirilmesi yerinde olmayıp, mahkemece şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir”,

Yine Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 09.07.2020 tarihli, 2019/11002 E. ve 2020/6831 K. sayılı başka bir içtihadında da, […] O halde Bölge Adliye Mahkemesince, mirasın hükmen reddine ilişkin ilamın, takibin kesinleşmesinden sonra alındığı anlaşılmakla borçlunun talebinin borca itiraz olarak nitelendirilmesi yerinde olmayıp, şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulması gerekmiştir” denilmiştir.

Sonuç olarak, derdest bir icra takibinde mirasbırakanın vefat etmesi üzerine takibi mirabırakanın mirasçılarına yöneltmek isteyen alacaklının ve alacaklının bu işlemlerine karşı mirasçıların ne şekilde hareket edeceğine İİK m.53’te yer verilmiştir. Bununla birlikte; vefat eden mirasbırakan aleyhine başlatılan icra takibinde takibin kesinleşmesinden önce mirasçılar tarafından mirasın kayıtsız ve şartsız olarak reddedilmiş olması durumunda, bu konuda takibe yapılacak itirazın Yargıtay içtihatlarına göre borca itiraz niteliğinde kabul edildiğini ve takibin türüne göre yasal süre içerisinde ilgili mercie yapılması gerektiğini, aksi halde hak kayıplarının yaşanabileceğini söylemek gerekir. Fakat, takibin mirasçılar yönünden kesinleşmesinden sonra mirasın reddine ilişkin mahkeme kararının alındığı durumda, mahkeme kararıyla birlikte mirası reddeden mirasçıların kendileri yönünden takibin iptaline karar verilmesini İcra Mahkemesinden talep etmesi gerekir. Şunu eklemek gerekir ki mirası reddeden mirasçının, aleyhine yönetilen icra takibinde ilgili merciye itirazda bulunmamış olması ya da ilgili süreleri kaçırması gibi sebeplerle sorumluluğu gündeme gelebilir. Fakat bu gerekçelerle ortaya çıkacak sorumluluğun yalnızca takip hukuku yönünden sonuç doğuracağını ve mirası reddeden borçlunun maddi hukuktan kaynaklanan bu durumu, menfi tespit davası yoluyla her zaman ileri sürebileceğini söylemek gerekir. Hukuk Genel Kurulu 19.11.2014 tarihli, 2013/2240 E., 2014/929 K. kararında bu hakka şöyle işaret etmiştir: “Hukuk Genel Kurulu görüşmeleri sırasında bir kısım üyeler tarafından, mirası ret kurumunun Türk Medeni Kanunu’nda düzenlendiğini, mirası reddin tespitine ilişkin mahkeme kararlarının varlığının ileri sürülmesinin borca itiraz sebebi kabul edilmesinin salt süresinde ileri sürülmediği için etkisiz hale getirilmesi sonucunu doğuracağı ve mirası reddeden mirasçıları kanuna aykırı olarak, borcu ödemek zorunda bırakabileceği, bu nedenle İİK’nun 16.maddesi uyarınca süresiz şikayet yolu ile ileri sürülmesi gerektiği görüşü savunulmuşsa da, yukarda açıklanan nedenlerle ve süresinde itiraz edilmeme halinde borçluların koşulları varsa menfi tespit davası açabilecekleri gerekçesi ile bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.”


[1] Prof. Dr. Murat Atalı, Prof. Dr. İbrahim Ermenek, Doç. Dr. Ersin Erdoğan, İcra ve İflas Hukuku, 7. Baskı, Ankara 2023, s.83-84.

[2] Prof. Dr. Baki Kuru, İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, 2. Baskı, Ekim 2018, sf.69.

[3] Prof. Dr. Baki Kuru, a.g.e., sf.69.; Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 18.06.2015, 2015/12558 E., 2015/16966 K. sayılı kararı: “HMK.nun 124/3.maddesi uyarınca maddi bir hatadan kaynaklanan veya dürüstlük kuralına aykırı olmayan taraf değişikliği talebinin kabulü için, karşı tarafın rızası aranmaz. Aynı maddenin 4.fıkrasında da; “dava dilekçesinde tarafın yanlış veya eksik gösterilmesi kabul edilebilir bir yanılgıya dayanıyorsa, hâkim karşı tarafın rızasını aramaksızın taraf değişikliği talebini kabul edebilir” düzenlemesi yer almaktadır. Anılan hükmün icra takiplerinde de uygulanması gerekir. Dolayısıyla ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile yapılan takipte, asıl borçlu takipte gösterilip, ipotek veren gösterilmemiş ya da ipotek verene takip yöneltilip asıl borçlu hakkında takip yapılmamış ise, bu durum kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığından HMK.nun 124/3. maddesinin uygulanması ile anılan kişi sonradan takibe dahil edilmek suretiyle eksiklik giderilebilir.”

[4] Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 30.01.1990, 1990/510 E., 1990/411 K. sayılı kararı: “1.9.1987 tarihinde ölen muris hakkında, 8.9.1987 tarihinde yapılan takip 4.5.1978 tarih ve 4/5 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına aykırıdır. Ölü hakkında takip yapılamayacağından takibin mirasçılara tevcihi de mümkün değildir.” Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, 10.11.2008, 2008/4183 E., 2008/5208 K. sayılı kararında: “12.11.1990 tarihinde ölen muris hakkında, 12.01.2004 tarihinde yapılan takip, 04.05.1978 tarih ve 4/5 Sayılı İçtihadi Birleştirme Kararına aykırıdır. Ölü hakkında takip yapılamayacağından takibin mirasçılara yönetilmesi de, mümkün değildir. Bu nedenle, mirasçılar hakkında ayrı bir takip yapılması gerekir. Mahkemece bu husus gözetilmeden, yazılı olduğu şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.”

[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 19.10.2022, 2019/731 E. ve 2022/1317 K. sayılı kararı.