Enes Efe Rechtsanwalt
Bildung
Rechtsfakultät der Ankara Yıldırım Beyazıt-Universität (2021)
Arbeitsbereiche
Dava ve Uyuşmazlık Çözümü Ceza Hukuku
Sprachen
Türkisch
Englisch
Rechtsfakultät der Ankara Yıldırım Beyazıt-Universität (2021)
Dava ve Uyuşmazlık Çözümü Ceza Hukuku
Türkisch
Englisch
Bu yazımızda; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.141’de düzenlenen hırsızlık suçu ile TCK m.148’de düzenlenen yağma suçunu birbirinden ayıran maddi unsurlardan “almak” fiili değerlendirilecek olup, Ceza Hukuku doktrininde kabul gören “sahip olma” teorisi uyarınca zilyetliğin sona ermesi ve “kesintisiz takip” kriteri ele alınarak, Yargıtay 6. Ceza Dairesi’nin 29.04.2026 tarihli, 2024/3255 E. ve 2026/35044 K. sayılı kararı ışığında, cebir veya tehdit fiilinin zamanlamasının suçun vasfına olan etkisi incelenecektir.
Kişisel veri kavramının tanımı ve kapsamı, kişilerin TCK m.136 kapsamında sorumluluğunun tespiti bakımından oldukça önemlidir. Hapis cezası gibi ağır yaptırım araçlarına sahip Ceza Hukukunun, kişisel verinin korunması hukuki menfaatini Kanunda suç ihdas ederek güvenceye alması isabetli bir tercih olmakla birlikte, bu suçun sınırlarının belirli olması “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ile temel hak ve hürriyetlerin bir gereğidir. Bu sebeple, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kişisel veri tanımı yapılmalıdır. Kişisel veri, uygulamada hangi verinin kişisel veri sayılacağı hakkındaki tereddüdü giderecek şekilde kaleme alınmalıdır. 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda yer alan tanım somutluktan uzaktır. 6698 sayılı Kanunun “Tanımlar” başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi; “(...) Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi,” kişisel veri saymıştır. 6698 sayılı Kanunda yer alan bu tanım çok geniş olup, Ceza Hukuku bakımından kişisel veri tanımının “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine uygun olarak daraltılması, öngörülebilir ve bilinir olması gerekir.
Bu yazımızda; kişisel veri barındıran bilgi ve belgelerin adli mercilere ibraz edilmesinde, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.136’da düzenlenen kişisel verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu bakımından ceza sorumluluğu “Verileri Hukuka Aykırı Olarak Yayma Suçu”, “Kişisel Veri İçeren Belgelerin Adli Mercilere Sunulması ve Hukuka Aykırı Delillerin Kullanılması Sorunu” ve “Avukatın Kişisel Veri İçeren Delili Adli Mercie İbrazı” başlıkları altında değerlendirilecek olup, avukat tarafından adli mercilere sunulan kişisel veri içeren delillerin iddia ve savunma dokunulmazlığı kapsamında değerlendirilmesine ve emsal kararlara yer verilecektir.
İşbu yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.83’de ve m.84’de düzenlenen “keşif işlemi” hakkında değerlendirmelere yer verilecek olup, soruşturma ve kovuşturma aşamasında keşif işleminin ne şekilde yerine getirileceğine dair bilgilere yer verilecek, CMK m.85’de düzenleme altına alınan “yer gösterme işlemi” hakkında açıklamalar yapılacak ve keşif işleminin yapılacağı yer olan özel mülkün, konutun veya eklentinin zilyedi/maliki tarafından keşif mahalline girişine izin verilmemesi halinde, izin vermeyen bakımından ceza sorumluluğunun doğup doğmayacağı hususu değerlendirilecektir.
İşbu yazımızda; “Kovuşturmada Re’sen Delil Araştırma ve Toplama Yetkisi” başlıklı yazımızla bağlantılı olarak, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda gösterilen vasıtalarla hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen deliller doğrultusunda suç için yeterli şüpheye ulaşılması sonucunda, Cumhuriyet savcısının yürüttüğü soruşturma sonunda CMK m.170 uyarınca düzenlediği iddianame ve ekinde sunduğu deliller ile sanık ve müdafiinin duruşma hazırlığı evresinde toplanmasını ve yine CMK m.207 gereğince cumhuriyet savcısının ve sanık ile müdafiinin geç bildirse de ortaya koyulmasını istediği delillerin kovuşturma aşamasında ortaya koyulmasını ve ardından tartışılmasını, mahkemenin re’sen delil araştırma ve toplama yetkisinin olup olmadığı üzerinde durulacaktır.