Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84

11. Yargı Paketiyle İcra ve İflas Hukukunda Getirilen Değişiklikler

28.11.2025 / Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık Özel Hukuk Departmanı

TBMM Başkanlığına sunulan Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nda da bazı değişiklikler öngörmektedir. Bu kapsamda; Kanun’un ihalenin feshi, tasarrufun iptali davası ve icra mahkemesi kararlarına karşı başvurulan istinaf yoluyla ilgili bazı değişiklikler mevcuttur. İşbu yazıda, yapılması istenen söz konusu değişiklikler değerlendirilmiştir.

Söz konusu teklifle değişiklik yapılmak istenen kurumlardan birisi ihalenin feshidir. İhalenin feshi davası özellikle mülkiyet hakkına doğrudan etkisi düşünüldüğünde icra hukukunun önemli davalarından birisidir. Bu davada özellikle ilgililer (alacaklı, borçlu ve ihale alıcısı) arasındaki menfaat dengesinin iyi bir şekilde korunması gerekir. İhalenin feshi sebeplerinin dar tutulmuş olması ve bu davayı sadece bazı kişilerin açabilecek olması, esasen açık artırmalara katılımı ve buradaki rekabeti artırması bakımından önemlidir. Bu sebeple İcra ve İflas Kanunu’nun 134’üncü maddesinde ihalenin feshini isteyebilecek kişiler sayılmıştır. Bu maddenin ikinci fıkrasına göre, “ihalenin feshini, 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 281 inci maddesinde yazılı sebepler de dâhil olmak üzere yalnız satış isteyen alacaklı, borçlu, mahcuzun resmî sicilinde kayıtlı olan ilgililer ve sınırlı ayni hak sahipleri ile pey sürmek suretiyle ihaleye iştirak edenler yurt içinde bir adres göstermek koşuluyla icra mahkemesinden şikâyet yolu ile ihale tarihinden itibaren yedi gün içinde isteyebilirler”. 11. Yargı Paketiyle söz konusu ikinci fıkranın birinci cümlesinden sonra gelmek üzere şöyle bir cümlenin eklenmesi teklif edilmiştir: “Belirtilen kişiler dışında kalan kişilerce ihalenin feshi talep edilmesi halinde mahkemece ihalenin feshi talebi dosya üzerinden ve kesin olarak reddedilir”. Bu düzenlemeyle ihalenin feshi davasında hızlı bir karar verilmesinin amaçlandığı söylenebilir. Zira incelemenin dosya üzerinden yapılması, ayrıca duruşma açılmasına gerek kalmaması mahkemenin daha hızlı karar vermesine olanak tanımaktadır. Bu davaların hızlı bir şekilde sonuçlanması özellikle mülkiyet hakkı açısından yaşanan belirsizliği bir an önce sonlandırmak bakımından oldukça önemlidir.

Söz konusu teklifle değişiklik yapılmak istenen kurumlardan bir diğeri tasarrufun iptali davasıdır. Tasarrufun iptali davaları, icra hukuku uygulamamızda oldukça önemli bir yeri haizdir. Bu dava yoluyla alacaklı, borçluya karşı yaptığı icra takibinin sonuçsuz kalması üzerine, borçlu ile iptale tabi tasarruf işlemine giren üçüncü kişinin malvarlığı üzerinden alacağını elde etmeye çalışır. Hangi tasarrufların iptale tabi olduğu Kanun’un 278, 279 ve 280 inci maddelerinde düzenlenmiştir. Yargıtay uygulamasına göre bu maddelerin dışında başka bir sebeple tasarrufun iptalinin istenmesi mümkündür. Bununla birlikte, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki tasarrufun Kanun’un hangi maddesi kapsamında kaldığının belirlenmesi oldukça önemlidir. Zira her bir madde, bu davanın olumlu sonuçlanması bakımından farklı şartlar öngörmektedir. Teklif, bu maddeler arasından 278 inci maddeye ilişkindir. Bu madde, borçlu ile üçüncü kişi arasındaki ivazsız tasarruf ve bağışlamaların iptalini düzenler. Bu maddenin üçüncü fıkrası bazı kişiler arasında yapılan ivazlı tasarrufları da bağışlama gibi kabul etmektedir. Maddeye bakıldığında özellikle çok yakın akrabalık ilişkisinin bulunduğu durumlarda borçlu ile üçüncü kişi gerçekten ivazlı bir tasarruf yapmış olsa da bu tasarruflar ivazsız tasarruf gibi kabul edildiği ve iptale tabi tutulduğu görülmektedir. Esasen burada Kanun bir varsayım getirmektedir. Varsayımların, karinelerden farklı olarak, aksinin iddia ve ispat edilmesi mümkün değildir. Bu durum, Anayasa Mahkemesi’nin farklı tarihlerde verdiği kararlarda fıkranın önemli bir bölümünün iptal edilmesine neden olmuştur. Zira Anayasa Mahkemesi bu kararlarda özetle davalıların bu tasarrufunun ivazlı olduğuna ilişkin ispat hakkının elinden alındığını ve bu durumun hak arama özgürlüğüne aykırı olduğunu tespit etmiştir. Meclise sunulan teklif, esasen Anayasa Mahkemesi’nin sözü edilen kararlarından sonra ortaya çıkan durumu düzenlenmektedir. Değişiklik, özü itibariyle, taraflara ispat hakkını vermeyi amaçlamıştır. Böylece bu maddede belirtilen durumların artık varsayım değil karine olduğu çıkarımı yapılabilir.

Söz konusu teklifle değişiklik yapılmak istenen kurumlardan (İcra ve İflas Kanunu bakımından) sonuncusu icra mahkemesi kararlarına karşı yapılacak olan istinaf başvurusunun düzenlendiği İcra ve İflas Kanunu’nun Ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasıdır. Bu konuya değinmeden önce söz konusu sorunun tarihi gelişimi hakkında kısaca bilgi vermekte fayda vardır. Hukukumuzda değere bağlı istinaf ve temyiz sistemi mevcuttur. Dolayısıyla bir mahkeme kararının istinaf yoluna taşınabilmesi için kural olarak belli bir maddi değeri geçmesi gerekir. Bu değer, her yıl güncellenmektedir. Bu değerin tespiti bakımından hükmün verildiği yıl esas alınır. Bu durum, davanın açıldığı tarihte istinaf yolunun açık olduğu bazı davalarda, hükmün verildiği tarihte istinaf yolunun kapanmasına (her yıl değer artışı gerçekleştiğinden) neden olmuştur. Bu sebeple konu Anayasa Mahkemesi’ne intikal etmiş ve Anayasa Mahkemesi bu belirsizlik sebebiyle Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddesini iptal etmiştir. Ne var ki, bu Kanun’da yer alan hükme benzer düzenlemeler icra mahkemeleri bakımından İcra ve İflas Kanunu’nda (Ek 1’nci madde) da mevcuttur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi kararından sonra hem Hukuk Muhakemeleri Kanunu hem de İcra ve İflas Kanunu’nda değişikliğe gidilmiştir. Bu maddelerde değişikliğin yapıldığı kanun 4.6.2025 tarih ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’dur. (RG 4.6.2025 - S. 32920 Mükerrer). Bu Kanun’un 1 inci maddesine göre, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “hükmün verildiği” ibaresi “davanın açıldığı veya şikâyet başvurusunun yapıldığı” şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır. Bu açıdan bakıldığında İcra ve İflas Kanunun Ek 1 inci maddesinin ikinci fıkrasının güncel hali şu şekildedir: “363 ve 364’üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı veya şikâyet başvurusunun yapıldığı tarihteki miktar esas alınır.” Şimdi 11. Yargı Paketiyle bu konuda getirilen değişiklik ise şu şekildedir: “363 ve 364’üncü maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında şikayet başvurusunun yapıldığı veya davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır.” Görüldüğü üzere, bu konuda mevcut düzenlemeden esas yönüyle farklı bir düzenleme öngörülmüş değildir.