Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
Prof. Dr. Ersan Şen
Dündar Can Yorgun
Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
AYM Kararı Işığında “ByLock” Delili ve Örgütsel İçerik Tespitinin Önemi
20.06.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Stj. Av. Dündar Can Yorgun
I. Giriş
19.06.2026 tarihli ve 33285 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 24.02.2026 tarihinde verilen R. Ç. kararında; terör örgütü üyeliğinden mahkum edilen başvurucunun mahkumiyetinde, ByLock kullanımına ilişkin itirazlarının ve delil değerlendirilmesinin yeterli gerekçe ile değerlendirilip değerlendirilmediği incelenmiştir.
Somut olayda; Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı, lise öğretmeni olarak görev yapmakta olan başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında, FETÖ/PDY üyeliği şüphesi ile soruşturma başlatılmıştır.
Kolluk tarafından yapılan araştırmalar sonucunda; başvurucunun, kendi adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock programı kullandığına, Bank Asya hesabı bulunup, bankanın çeşitli şubelerinde bankacılık işlemleri gerçekleştirdiğine, anılan örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olduğuna ve Sendikanın Ergani ilçe temsilcisi olduğuna dair tespitlerde bulunulmuştur.
Başvurucu; Aktif Eğitim-Sen üyeliğini, herhangi bir yönlendirme olmadan ve herhangi bir faaliyetine katılmadan, yalnızca memurların haklarını koruduğunu düşündüğü için üye olduğu şeklinde açıklamıştır. Başvurucu daha sonra, sanık olarak yargılandığı duruşmanın ilk celsesinde, Sendikanın Ergani temsilciliği görevini yürütmediğini de söylemiştir. Bank Asya hesabını ise; faizsiz bankacılık nedeniyle tercih ettiğini, Bankadaki hesabını uzun süredir aktif olarak kullanmadığını, bunlarla birlikte terör örgütü ile hiçbir bağlantısı olmadığını savunmuştur.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede; örgütün gizli iletişim vasıtası olarak kabul edilen ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere, Bank Asya hesap hareketleri, Sendika üyeliği ve anılan örgütle irtibatlı olduğu gerekçesi ile meslekten uzaklaştırılmasına dayanılarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.
Başvurucu, sanık olarak yargılandığı duruşmanın ilk celsesinde; temsilcilikle ilgili beyanına ek, ByLock tespiti yapılan GSM hattını kendisi kullanmakla, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını ifade etmiştir.
Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü; örgüte üye oldukları iddiası ile haklarında soruşturma yürütülen F.D.’nin ve H.Do.’nun farklı tarihlerde, kollukta şüpheli sıfatı ile alınan ifadelerine dair tutanaklarla kendilerine gösterilen fotoğraflar üzerinden yaptırılan teşhis işlemine dair tutanağı celse arasında Mahkemeye göndermiştir. Tutanakta;
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen F.D.’nin, başvurucuyu örgüt içerisinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiği,
Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen H.Do.’nun ise; ByLock programını kullandığını kabul etmekle, başvurucunun numarasının ByLock’unda ekli olduğunu ve onun örgüt içinde “Ergani ilçe abisi” olduğunu ifade ettiği yer almaktadır.
Ek olarak; F.D. ve H.Do., kendilerine gösterilen fotoğraflar arasından başvurucuyu teşhis etmişlerdir.
Celse arasında dosyaya sunulan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ile CGNAT kayıtları ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen şahısların ifade tutanakları başvurucuya okunmuş olup; başvurucu tarafından, ByLock kullanmadığına dair savunmasını tekrarla, F.D. ve H.Do.’yu tanımadığı ve bu kişilerin beyanlarını kabul etmediği ifade edilmiştir.
Yargılamanın son celsesinde başvurucu müdafii tarafından; H.Do.’nun tanık olarak ifadesinin alınması talep edilmişse de, dosyanın geldiği aşama gerekçe gösterilerek bu talep reddedilmiştir.
Başvuruya konu yargılamayı yapan Mahkemece, ByLock delili üzerinde durulmakla, delil; “04.03.2016 tarihine kadar ByLock sistemine giriş yaptığı”, “sanığa ait olan ID numarasının ekleyen şahısların sanığa ‘rmzn2143’, ‘erganili Ramazan’ şeklinde isim verdiği ve kendi ByLock listelerine bu şekil eklediği”, “silahlı terör örgütünün kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan ağ özelliğini bilerek, sisteme ancak şifre ile girilebilen dönemde birçok kez kullandığı”, “örgütün haberleşme aracı olan ByLock programının sanık tarafından yoğun bir şekilde kullanılmış olduğu” şeklinde değerlendirilmiştir.
Ayrıca gerekçede; alt sınırdan uzaklaşılmasına karar verilirken, “sanığın yapmakta olduğu kamu görevinin niteliği” ve “örgütteki konumu” hususlarına da yer verilmiştir.
Başvurucu tarafından; ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullandığına dair yargılama makamları tarafından mahkumiyet kararına dayanak alınan delillere ve değerlendirmelere karşı, davanın esasına etkili olarak ileri sürdüğü itirazların karşılanmaması nedeniyle adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.
II. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi
Anayasa Mahkemesi; mahkumiyetin, CGNAT kayıtları ile başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğunun tespit edildiği tespit ve değerlendirme tutanağına dayandığını, ancak tutanakta yer alan veri içeriklerinin örgütsel nitelikte olup olmadığı, uygulamanın örgütsel faaliyet çerçevesinde örgüt içi iletişim amacıyla kullanılıp kullanılmadığını, başvurucunun ByLock kayıtlarında tespit edilen diğer şahıslar bakımından Yargıtay’ın öngördüğü araştırmaların yapılmadığını belirtmiştir. AYM; FETÖ/PDY’nin gizli haberleşme ağı olarak kabul edilen ByLock’u cep telefonuna yüklemenin ve kullanmanın, yalnız başına sanığın FETÖ/PDY mensubu olarak kabulünü mümkün kılmayacağını, hele yegane veya belirleyici delil olarak ByLock’un kabul edildiği davalarda, bu haberleşme programının örgütsel faaliyetler için kullanıldığının tespitinin gerektiğini söylemiş ve nitekim derece mahkemeleri ile Yargıtay da bu yönde kararlar vermiştir.
Başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğu sabit olmakla birlikte, uygulamayı örgütsel amaçla kullanıp kullanmadığının ortaya koyulmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur.
Önceden, örgüt üyeliği suçunda mahkumiyet için, programın kullanılıp kullanılmadığı yeterli görülse de; Anayasa Mahkemesi’nin Ferhat Kara ve Adnan Şen kararlarından sonra, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen Yalçınkaya/Türkiye kararında, ulusal mahkemelerin öngörülemez şekilde ve genişletici yorum yoluyla ByLock kullanımı terör örgütü üyeliği için yeterli kabul edildiğinin tespit edildiği görülmektedir.
Nitekim; Anayasa Mahkemesi tarafından, başvurucunun, ByLock programını yoğun şekilde kullandığı tespit edilmişse de, yazışmalarının ve kayıtlarda yer alan diğer içeriklerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde olup olmadığının tespit edilmesinin gerekliliği ortaya koyulmuş olup, aksi kabul araştırmaların tamamlanmadığı, belirsizlik halinin devam ettiği, bu durumda da şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği açıklanmıştır.
Kararda da yer verildiği üzere, Yargıtay’ın; AİHM’in Yalçınkaya/Türkiye kararından sonraki süreçte verdiği kararlarda, örgütsel yazışma içeriği tespit edilemeyen sanıkların ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dahil olup olmadıklarının tespit edilebilmesi için gerekli görülen araştırma işlemlerini ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaları açıkladığı görülmektedir.
Yargıtay’ın ilkesel tutumu, AYM’ye konu kararda (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin; 25.06.2020 tarihli, 2019/11650 E. ve 2020/3039 K. sayılı kararında bulunan, “ByLock’ta sadece diğer sanık [Ö.nün] ekli olması ve yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olmadığının anlaşılmasına rağmen hatalı değerlendirmeyle sanığın, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunuıı ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi” halinde, verilen mahkumiyet kararının hukuka aykırı olduğu, örgütsel nitelik taşımayan yazışma içeriğinin hatalı değerlendirildiği,
Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin; 30.09.2024 tarihli, 2022/3864 E. ve 2024/11879 K. sayılı kararında yer alan, “ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştırılacak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte” denilerek, kişinin ByLock’u kullanım amacının tespit edildiği durumda, etkili bir delil mahiyeti taşıdığı,
Aynı Dairenin; 31.10.2024 tarihli, 2022/7769 E. ve 2024/12947 K. sayılı karar içeriğinden, “Savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi” bozma sebebi yapılarak, araştırmaların yapılmasının gerekliliğine örnekleri ile yer verildiği,
Görülmektedir.
Yüksek Mahkeme; eksikliklerin istinaf ve temyiz aşamalarında da giderilmediğinin tespiti ile, Anayasa m.36 ile güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine oyçokluğu ile karar vermiştir.
Karar oyçokluğu ile verilmiş olup, sayın Üye tarafından karşıoyda; 477… ID numaralı ByLock hesabının başvurucu adına kayıtlı GSM üzerinden kullanıldığı, tespit edilen ilk log tarihinin 09.12.2015 olduğu, bu ID üzerinden aktif şekilde yazışmaların ve aramaların yapıldığı, aynı zamanda elektronik posta alınıp gönderildiği, tespit edilen diğer ByLock kullanıcıları tarafından başvurucuya “rmzn2143” ve “Erganili Ramazan” isimlerinin verildiği,
Etkin pişmanlıktan yararlanan iki şahsın da başvurucuyu teşhis ettiği, örgüt içerisinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiğini beyan ettiği, şahıslardan birisinin ByLock listesinde başvurucunun kayıtlı olduğu,
Delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının, yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevi olduğu, başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçunu işlediğinden bahisle Yerel Mahkemenin, ByLock kullanımını ve diğer deliller ile kararını gerekçelendirerek hüküm kurduğu gerekçeleri ile çoğunluk görüşe iştirak edilmemiştir.
III. Değerlendirme;
Kanaatimizce; silahlı terör örgütü olarak kabul edilen FETÖ/PDY’nin gizli bir haberleşme vasıtası sayılan ByLock’un yalnızca cep telefonuna indirilmesi hususunun tek başına örgüt üyeliği için yeterli delil kabul edilmemesinin, bu durumun somut ve destekleyici başka kanıtlarla güçlendirilmesinin, sanığın uygulamayı kullanım amacının terör örgütü mensupları ile iletişim kurmak olup olmadığının açık bir biçimde ortaya koyulmasının, yani uygulamanın örgütsel faaliyetler kapsamında kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesinin gerektiği,
Yüksek Mahkeme tarafından; ByLock kullanımının, kural olarak örgütsel iletişime özgü bir veri olması kabulü ile birlikte, bunun doğrudan örgüt üyeliği sonucuna yol açmayacağı, yani örgüt mensubiyeti için kimlik kartı sayılamayacağı, sanığın bu delile yönelik esaslı itirazlarının karşılanmaması halinde adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edileceği[1],
ByLock’un tek başına/yegane veya belirleyici delil olduğu durumlarda, sanığın; uygulamayı, örgütün amacı ve faaliyeti için kullandığının net olarak belirlenmesinin gerektiği, aksi halde sanık hakkında, ya esaslı hatadan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.30/1 gereğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.223/3-d’ye göre ceza verilmesine yer olmadığına veya “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin tatbiki suretiyle CMK m.223/2-e gereğince beraat kararı verilmesinin gerektiği,
Diğer yandan; Sanığın örgüt mensubu olduğu başka delillerle tespit edilmişse, bu durumda ByLock uygulamasının belirleyici delil sayılmayacağı, uygulamanın örgüt faaliyeti için telefona yüklendiğinin kabul edileceği, yan veya tamamlayıcı delil olarak mahkumiyete dayanak yapılabileceği[2],
Haberleşme programının örgüt amaçlı kullanılıp kullanılmadığının tespitinin yapılmasının gerektiği, bu aşamadan sonra görüşme içeriklerinin tespitinin, o kişinin örgütte yer aldığı konumunu, yönetici veya üye olup olmadığını ortaya koyacağı, görüşme içeriklerinin tespit edilemediğinin ve başka delillerle yönetici olduğunun anlaşılamadığı durumlarda ise, ByLock programının örgüt içi haberleşme için kullanıldığı tespitinden hareketle, failin örgütün yöneticisi değil, üyesi olduğu sonucuna varılabileceği[3],
İzahtan varestedir.
Ceza Muhakemesi Hukukunda; hukuk devletinin bir gerekliliği olarak, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7, Anayasa m.38 ve TCK m.2 ile güvence altında bulunan “suçta ve cezada kanunilik” prensibinden, yine İHAS m.6/2 ile Anayasa m.38/4’ün öngördüğü suçsuzluk/masumiyet karinesinden, hiçbir durumda uzaklaşılamayacağı ve bu ilkelerinin terk edilemeyeceği,
Bir fiilin suç sayılabilmesi için kanuni tanımın yapılması gerektiği, bir fiilden dolayı failin cezalandırılabilmesi için de, fiilin unsurlarının kanuni tanımında yer alan suçun unsurlarına denk düşmesinin zorunlu olduğu ve İspat Hukuku bakımından da “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin esas olup, mahkumiyet hükmü için hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş somut delillerle maddi hakikate ulaşılmasının gerektiği,
Gözden uzak tutulmamalıdır.


