Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
İcra Hukukunda İcranın İadesi (İİK m. 40)
01.04.2026 / Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık Özel Hukuk Departmanı
Bir mahkeme hükmünü yerine getirmeyen borçluya karşı, bu kararın yerine getirilmesi amacıyla ilamlı icra yoluyla takip başlatılabilir. Mahkeme hükmünün doğru olup olmadığı konusu, icra takibinde değil, bu karara karşı kanun yoluna başvurulmuşsa orada tartışılır. Mahkeme hükmünün doğru olmadığı (borçlunun hükümdeki kadar veya hiç borçlu olmadığı) tespit edilirse bu durumda icranın iadesi kurumu ortaya çıkar. Bu yazımızda; icranın iadesi konusunu temel özellikleri kapsamında ele alacağız.
Mahkemenin vermiş olduğu hüküm ile bu hükmün kesinleşmesi birbirinden farklı kavramlardır. Kural olarak hükmün verilmesi anı ile hükmün kesinleşmesi anı aynı ana denk gelmez. Zira bu hükme karşı şartları varsa kanun yoluna başvurulabilir. Hüküm ancak bu aşamaların tamamlanmasından sonra kesinleşmiş olur. Burada şu soru ortaya çıkar: Acaba davayı kazanan alacaklı, borçlunun istinafa (ya da sonrasında temyize) başvurması durumunda, bu hükmün icrasını icra dairesinden isteyebilir mi? Hukukumuzda buna kural olarak izin verilmektedir. Yani bir mahkeme kararının icrasının istenmesi, o kararın kesinleşmesine bağlı değildir. Böyle olduğu için sıklıkla şöyle bir durumla karşılaşılır. Acaba ilamlı icra yoluyla alacak tahsil edilmişse; ancak bu hükmün doğru olmadığı kanun yolu aşamasında ortaya çıkmış ve nihayetinde borçlunun borçlu olmadığı yönünde verilen karar kesinleşmişse ne olacaktır? İşte bu konu, İcra ve İflas Kanunu’nun 40. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, bir ilâmın bölge adliye mahkemesince kaldırılması veya temyizen bozulması icra muamelelerini olduğu yerde durdurur. Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur.
Görüldüğü üzere, bu maddede konu ikiye ayrılmıştır. Birinci durum, hükmün kanun yolu mahkemesi tarafından kaldırılması/bozulması; ikinci durum, kaldırma/bozma sonrasında verilen kararın ilk hükmün aleyhine olan kişinin bu sefer lehine kesinleşmesi durumudur. Birinci durumda icra işlemleri durur; yani icra takibi ilerlemez ve böylece bir sonraki işleme geçilemez. İkinci durumda ise artık icranın iadesi sağlanır.
İcranın iadesi için ayrıca bir mahkeme kararına ihtiyaç yoktur. Hükmü icra eden icra memurunun hükmün borçlu lehine kesinleştiğine ilişkin kararı gördüğünde icranın iadesi işlemlerini yapması gerekir. Bunun için ayrıca bir süre de kural olarak yoktur. İcra memuru, eğer ilamlı icra takibinin konusu para alacağının ödenmesi ise ve alacaklıya bu para icra yoluyla ödenmiş ise bu paranın iadesini alacaklıdan ister. Alacaklının bu parayı iade etmemesi durumunda ise bu parayı karşılayacak miktarda alacaklının malı haczedilip paraya çevrilir ve elde edilen tutar borçluya ödenir. Eğer ilamlı icranın konusu bir taşınırın teslimine ilişkin ise nasıl hareket edilmelidir? Bu durumda, alacaklıya teslim edilen taşınır ondan zorla alınarak borçluya geri verilir ve böylece icranın iadesi sağlanmış olur.
Yakın zamanda konuyla ilgili verilen kararlardan bazıları şu şekildedir:
“İcra İflas Kanunu'nun ''icranın iadesi'' başlığı altında düzenlenen 40. maddesinde; bir ilama dayanarak takip borçlusundan tahsil edilen paranın takip alacaklısına ödenmesinden sonra, takip dayanağı ilamın bozulması ve takip konusu alacağın haksızlığının daha sonra tesis edilip kesinleşen bir hükümle ortaya konması halinde, ayrıca hükme hacet kalmaksızın takip alacaklısından icra dairesi tarafından ve gerektiğinde cebri icra yolu ile geri alınıp takip borçlusuna iade edileceği öngörülmüştür.
3.Buna göre bir ilam tamamen icra edildikten sonra Yargıtayca bozulursa, icra hemen eski haline iade edilmez. Bunun için hükmü veren mahkemenin Yargıtayın bozma ilamına uyarak davanın tamamen veya kısmen reddine karar vermesi ve bu ret kararının kesinleşmiş olması gerekir. Mahkemenin bozma kararına uyarak davanın tamamen veya kısmen reddine karar vermesi ve bu ret kararının kesinleşmesi üzerine borçlu, icra dairesinden (daha önce yapılmış olan ilamlı icra takibi dosyası üzerinden) icranın tamamen veya kısmen eski haline iade edilmesini isteyebilir.( m 40,II) İcranın eski haline iade edilebilmesi için borçlunun bir ilamlı icra takibi yapmasına ve alacaklıya icra emri gönderilmesine gerek yoktur. Bu nedenle borçlunun, bu halde icra dairesinden icranın iadesini isteyeceği yerde ayrı bir dava açmasında hukuki yararı yoktur.
4. Somut olayda davalılar murisi ...'in mirasçıları oldukları, iş kazası nedeniyle ...11. İş Mahkemesine maddi ve manevi tazminat talepli dava açtıkları, Mahkemenin 2008/142 Esas sayılı dosyasından verilen karar ile davanın kısmen kabulüne karar verildiği, alacaklılar tarafından ...11. İş Mahkemesinin verdiği 29.12.2011 tarih ve 2008/142 Esas, 2011/1883 Karar sayılı ilamına dayalı olarak maddi, manevi tazminat, yargılama gideri, mahkeme vekalet ücreti ile işlemiş faiz alacağının tahsili istemiyle ilamsız icra takibine başlandığı, ilgili ödemenin davalıların açmış olduğu takip dosyası olan ...15.İcra Müdürlüğünün 2012/4161 sayılı dosyasına yapıldığı, ancak Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin 28.01.2013 tarih 2012/10243 Esas 2013/1262 Karar sayılı ilamı ile bozulan mahkeme kararına dayanarak gerçekleştirilen ödemenin, aynı olaya ilişkin davacılar hakkında daha az tutarla hükmedilen alacağı içeren mahkeme kararının Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 21.09.2021 tarih 2021/327 Esas 2021/10624 Karar sayılı ilamı sonucu düzeltilerek onanmasına hükmedildiği ve böylece davacı tarafça icra dosyasına fazla ödeme yapıldığı anlaşılmaktadır.
Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra davalı alacaklılar tarafından ...11. İş Mahkemesinin verdiği 29.12.2011 tarih ve 2008/142 Esas, 2011/1883 Karar sayılı ilamına dayalı olarak maddi, manevi tazminat, yargılama gideri, mahkeme vekalet ücreti ile işlemiş faiz alacağını tahsili istemiyle ilamlı değil ilamsız icra takibine başlandığının anlaşılması karşısında İcra İflas Kanunu'nun ''icranın iadesi'' başlığı altında düzenlenen 40. maddesinin uygulanıp uygulanmayacağı tartışma konusu olacaktır.
6.İcra İflas Kanunu'nun 32. maddesi uyarınca, alacaklı tarafından para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam icra dairesine verilince icra memuru borçluya bir icra emri tebliğ eder. Yasanın bu hükmü emredici nitelikte olup, icra memurunun aksi yöndeki işlemleri kamu düzenine aykırılık oluşturacağından, süresiz şikayete tabi olacağı gibi hakim tarafından da re'sen gözetilmelidir.
7.Alacaklının takip talebine eklediği belgenin para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam olması halinde, icra memurunun borçluya örnek 4-5 no.lu icra emri tebliğ etmesi yasal zorunluluktur. Alacaklının talebi üzerine ya da kendiliğinden ilamsız icra takiplerine ilişkin ödeme emri göndermesi açıkça Yasanın emredici hükmüne aykırı olacaktır.
8.Pek tabidir ki; elinde ilam olan bir alacaklının ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması da hayatın olağan akışı ile bağdaşmayacaktır. Nitekim ilamlı icra takibinde borçlunun itirazı takibi durdurmayacağı gibi, itfa ve imhal itirazlarının ispatı, ancak "yetkili mercilerce re'sen yapılmış veya usulüne göre tasdik edilmiş yahut icra dairesinde veya icra mahkemesinde veya mahkeme önünde ikrar olunmuş senetle" (İİK. m. 33) mümkün olacaktır. Halbuki ilamsız icra takibinde itiraz üzerine takip duracak ve alacaklının itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurarak olumlu karar alması gerekecektir. Yine ilamlı icra takibini alacaklı istediği icra dairesinde yapabilecekken (İİK. m.34), ilamsız icra takibinde genel yetki kurallarına göre (İİK. m.50) takip yapması gerekecektir.
9.O zaman elinde ilam olan bir alacaklı, bu kadar avantajlar var iken neden ilamsız icrayı tercih eder? Burada ilk akla gelen ilamlı icra takiplerinde uygulanan İİK'nın 36. maddesini, bir diğer anlatımla borçlunun icranın geri bırakılması kararı alarak takibi durdurmasını bertaraf etmek olabilir. Bir diğer neden de, ilamın bozulması halinde takibin durmasının ve sonrasında alacağın olmadığının ya da daha az olduğunun ilamla belirlenmesi halinde, icranın iadesi yolunu kapatmak olarak düşünülebilir (İİK. m 40).
10.İcra ve İflas Kanunu'nda hüküm bulunmayan hallerde bu kanuna aykırı düşmediği ölçüde genel nitelikte olan Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümlerinin icra takipleri hakkında da uygulanması gerekir. 6100 sayılı HMK'nın 29/1. maddesine göre ise taraflar, dürüstlük kuralına uygun davranmak zorundadırlar. Buna göre elinde ilam olan bir alacaklının ilamlı icra takibi yapmak yerine ilamsız icra takibi yapmasının anılan maddede düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı muhakkaktır.
11. Kaldı ki, Mahkemeye başvurup alacağını ilama bağlayan bir kişinin ilamlı takip yapmak yerine ilamsız takibi tercih etmek suretiyle borçlunun yapabileceği itiraz üzerine yeniden itirazın kaldırılması ya da iptali amacıyla mahkemeye başvurması ve bu şekilde devletin yargı organlarının gereksiz şekilde meşgul edilmesi anlamına da geleceğinden kabulü mümkün değildir.
12.Şu hale göre alacaklının para borcuna veya teminat verilmesine dair ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapması en başta İİK'nun 32 inci maddesi amir hükmüne aykırılık teşkil edeceği gibi, dürüstlük kuralı ile de bağdaşmayacağından hukuk düzeni tarafından korunamaz. Bu doğrultuda, Dairemizin yeni oluşan içtihatları ile ilama dayalı olarak ilamsız icra takibi yapılamayacağı sonucuna varılmıştır. (Y.12.HD.22/09/2016 tarihli, 2016/21182 E. 2016/19375K.sayılı kararı)
13.Elinde ilam bulunan alacaklı için getirilen düzenlemeler onu takip yapmaktan alıkoymamakta; aksine daha kolay, çabuk ve ucuz yolla alacağına kavuşturan özel bir yol sağlamaktadır. Bu haliyle alacağı ilama bağlanmış alacaklının itiraza tâbi, uzayabilecek bir usulün takip edilmesi gereken ve daha masraflı olabilecek genel haciz yolu ile ilamsız takip yolunu seçmekte hukuki yararı yoktur (Aslan, Kudret/Akyol Aslan, Leyla: İlama Bağlı Para Alacağı İçin İlamsız İcra Takibi Yapılması, Dürüstlük Kuralına ve Hayatın Olağan Akışına Aykırı mıdır?". Prof. Dr. Ramazan Arslan'a Armağan, C.1, ...2015, s.206).
14. Yargıtay İçtihatı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 26.05.2017 tarih, 2017/2 E. 2017/3 K. sayılı kararı ile ilamların genel haciz yolu ile ilamsız takibe konu edilmesinin icra hukukuna ve yargılama tekniğine uygun düşmediği, bu yola başvurmakta alacaklının hukuki yararının bulunmadığı gibi borçlunun hukuki durumunun ağırlaştırıldığı ve taraflar arasındaki menfaatler dengesinin bozulduğu ve "ilama dayalı bir alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağı" yönünde karar verildiği anlaşılmıştır.
15. Yukarıda yapılan açıklamalardan sonra somut uyuşmazlıkta; ilama dayalı bir alacağın ilamsız takip konusu yapılamayacağının anlaşılması karşısında; dava konusu para, davacıdan ilama dayalı olarak icra marifetiyle tahsil edildiğine göre bu durumda davacının dava açmasına veya takip yapmasına gerek olmaksızın ilgili icra müdürlüğüne müracaatla icranın eski haline getirilmesini talep etmesi yeterli ve gerekli olup, bu nedenle açtığı işbu davada hukuki yararı bulunmamaktadır.” (10. HD., E. 2024/1826 K. 2025/11061 T. 1.7.2025)
***
“Uyuşmazlık, hakedişlerden haksız olarak kesildiği iddia edilen bedellerin iadesi ve sözleşme dışı yapılan ek işlerin tahsili istemine ilişkindir.
İcra İflas Kanununun ''İcranın iadesi'' başlığı altında düzenlenen 40. maddesinde; bir ilâma dayanarak takip borçlusundan tahsil edilen paranın takip alacaklısına ödenmesinden sonra, takip dayanağı ilamın bozulması ve takip konusu alacağın haksızlığının daha sonra tesis edilip kesinleşen bir hükümle ortaya konması halinde, ayrıca hükme hacet kalmaksızın takip alacaklısından icra dairesi tarafından ve gerektiğinde cebri icra yolu ile geri alınıp takip borçlusuna iade edileceği öngörülmüştür.
Yukarıdaki madde kapsamında somut olay değerlendirildiğinde, Dairemizin 25.01.2022 tarihli bozma ilamında; “mahkemece verilen 2017/73 Esas, 2018/134 Karar ve 13.03.2018 tarihli kararı, Dairemizin 2018/4022 Esas, 2019/2210 Karar ve 09.05.2019 tarihli ilamıyla bozulmuş olup, hüküm tamamen ortadan kalktığından, davalı iş sahibi adına verilen kararın kesinleşmiş sayılamaz. Mahkemece bozmaya uyulduğuna göre Dairemiz bozma ilamında belirtilen şekilde rapor alınarak esas hakkında yeniden hüküm kurulması zorunludur. Zira mahkemece verilen bu hüküm bozulmakla İİK'nın 40. maddesi gereğince icranın iadesi gerekeceğinden, davalı iş sahibinin davaya yönelik haklarını alabilmesi yeni bir kararın verilmesini gerektirir. Bu hususlar dikkate alındığında, verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı anlaşıldığından temyiz itirazlarının kabulü ile kararın bozulması gerekmiştir.” denilerek karar bozulmuş ve mahkemece de bu bozmaya uyulmasına rağmen, bozmaya açıkça aykırı olacak şekilde yeniden sözleşme dışı ek işlere yönelik alacak talebi bakımından konusuz kalan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.
Bu durumda 25.01.2022 tarihli bozma ilamında da belirtildiği üzere, mahkemenin 13.03.2018 tarihli ve 2017/73 Esas, 2018/134 Karar sayılı kararı Dairemizce bozulmakla bu kararın infazına ilişkin icra dairesince İİK'nın 40. maddesi gereğince icranın iadesi gerekeceğinden, davalı iş sahibinin davaya yönelik haklarını alabilmesi için esasa ilişkin hüküm kurulması gerekir.
Mahkemece yapılacak iş; Denizli 3. İcra Müdürlüğü'nün 2017/1741 Esas sayılı icra takibine konu edilen ve davalı idare tarafından yapılan kesintinin iadesine ilişkin 58.673,71 TL'lik alacak bakımından mahkemece verilen karar kesinleştiğinden bu alacak kalemi bakımından yeniden karar verilmesine yer olmadığına ve sözleşme dışı ek işlere yönelik alacak talebi yönünden ise; bu kalemin bozma doğrultusunda alınan bilirkişi raporunda 2.258,45 TL olarak belirlendiği anlaşılmış olup, sözleşme dışı ek işlere yönelik talebinin 2.258,45 TL yönünden kabulüne ve dava konusu alacak likit olmadığından davacının icra inkâr tazminatı talebi ile davalının kötüniyet tazminatı taleplerinin ayrı ayrı reddine karar vermekten ibarettir.” (6. HD., E. 2024/1006 K. 2025/1778 T. 30.4.2025)
***
“İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafça Ankara 23. İcra Müdürlüğünün 2018/2798 Esas sayılı takip dosyasına yapılan ödemenin Mahkeme ilamına dayandığı, İdare Mahkemesinde görülen davanın yargılamasının devam ettiği, icra dosyasına yapılan ödemenin yersiz olup olmadığının bu aşamada belli olmadığı, bununla birlikte İİK'nın 40/2 maddesinde; "Bir ilâm hükmü icra edildikten sonra bölge adliye mahkemesince kaldırılır veya yeniden esas hakkında karar verilir ya da Yargıtayca bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icra tamamen veya kısmen eski hâline iade olunur." şeklinde düzenlemenin bulunduğu, fazla yapılan ödeme olduğu taktirde ayrıca bir hükme gerek olmadığı, açılan davada hukuki yarar olmadığı gerkçesiyle, davanın usulden reddine karar verilmiş; karar karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; açılan davada hukuki yarar olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.
Uyuşmazlık, ödenen alacağın İİK'nın "icranın iadesi" başlıklı 40. maddesine dayanılarak iadesi istemine ilişkindir.
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçe ve özellikle davacının fazla yapılan ödeme olduğu taktirde alacağının iadesi için İİK'nın 40. maddesi çerçevesinde işlem yapılmasını isteyebileceği, davacının alacağını ayrı bir davaya konu etmekte hukuki yararının bulunmadığının anlaşılmış olmasına göre, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.” (3. HD., E. 2024/1797 K. 2025/977 T. 20.2.2025)


