Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
Prof. Dr. Ersan Şen
Cem Serdar, LL.M.
Notice: Undefined variable: grid_data in /home/u8284090/sen.av.tr/assets/php/function.php on line 84
İstinafta Ceza Dairelerinin Bozma Yetkisinin Aşılması Sorunu
31.10.2026 / Prof. Dr. Ersan Şen, Av. Cem Serdar
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. maddesinde yer alan;
“(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;
a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,
b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi halinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,
c) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ya da şahsi cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hallerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,
d) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,
e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,
g) Diğer hallerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,
Karar verir.
(2) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.
(3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması halinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.”
Hükümleri, istinaf makamı olan bölge adliye mahkemelerinin, yerel mahkeme kararlarının istinaf edilmesi sonrası nasıl inceleme yapacaklarını ve inceleme sonucunda hangi tür kararlara hükmedebileceklerini açıkça düzenlemiştir. CMK m.280/1-e ve f bentlerinden açıkça anlaşılacağı üzere, istinaf mahkemelerinin yerel mahkeme kararlarını ancak sınırlı sayıda sebeplere dayanarak bozabileceği düzenlenmiştir.
CMK m.280/1-e ve f bentlerinin açık lafzına göre; istinaf mahkemelerinin yerel mahkeme kararlarını bozmak suretiyle mahalline gönderebilmesi için, CMK m.289’da bentler halinde sayılan hukuka kesin aykırılık hallerinden birisinin gerekçe gösterilmesi veya soruşturma veya kovuşturma şartı gözetilmeksizin davanın görülmüş olması, önödeme ve uzlaştırmaya tabi bir suç olmasına rağmen yargılama öncesi veya sırasında bunların işletilmemesi veya istinaf mahkemesi önüne gelen davanın yerel mahkemede derdest bulunan bir dava ile birlikte görülmesinin zorunlu olması hallerinden bir veya birkaçının bulunması gerekmekte olup, bentlerden anlaşılacağı üzere, istinaf makamının burada gösterilen sebepler haricinde bir nedene dayanarak bozma kararı verme yetkisi bulunmamaktadır.
Kaldı ki; ilgili bentlerin ardından gelen CMK m.280/1-g’de kanun koyucu, “diğer hallerde” ibaresine yer vererek, yukarıda izah ettiğimiz bentler kapsamına girmeyen tüm hukuka aykırılıklar nedeniyle istinaf mahkemelerinin bozma karar veremeyeceğini, ilgili bentler kapsamına girmeyen hangi hukuka aykırılık veya aykırılıkları tespit ederlerse etsinler, bu husus nedeniyle davanın yeninden görülmesine karar vermeleri ve duruşma açmak suretiyle bunu tatbik etmeleri gereğini emredici şekilde ortaya koymuştur.
Sonuç olarak; istinaf mahkemeleri ceza dairelerinin bozma kararına konu edebileceği sebepler Kanunda sınırlı sayıda düzenlendiğinden, bozma sebeplerinin yorum yoluyla genişletilmesi, yani CMK m.289/1’de yer alan hukuka kesin aykırılık hallerinden birisinin bulunmamasına veya CMK m.280/1-f’nin şartları oluşmamasına rağmen, bölge adliye mahkemesi tarafından bozma kararı verilmesi ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesi mümkün değildir[1].
Gelinen aşamada sorun şu şekilde tezahür etmiştir;
BAM ceza dairelerinin halen CMK m.289’da sayılan toplam 9 sınırlı bozma sebebi ile yetinmeyerek, bu sebepleri aşan veya bu sebeplerden birisinin kapsamına girmese bile, girmiş gibi ilgili hükme, genellikle de önce bozma yetkisi sınırı dışına çıkarılan, sonra tekrar yasa değişikliğine gidilmek suretiyle bozma yetkisi sınırına dahil edilen bilhassa (g) ve (h) bentleri üzerinden, yani hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlarda eksiklik veya savunma hakkı sınırlandırıldığından bahisle bozma kararları verildiği, duruşma açılmadığı veya duruşması açılmasına gerek yoksa da bu durum tespit edilerek, kararı düzeltilmesi suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddedilmediği görülmektedir. “Direnme yasağı” başlıklı CMK m.284/1’den kaynaklanan sebeple, istinafın bozma kararları bakımından BAM ceza daireleri ile ilk derece ceza mahkemeleri arasında sorunlar yaşanabildiği, bundan kaynaklanan nedenle mağduruiyetler ve hak kayıpları oluşabildiği, bu süreçlerde Yargıtay’ın da bozma kararları ile meseleye müdahil olduğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu 30.04.2025 tarihli, 2024/6-490 E. ve 2025/197 K. sayılı kararında; “CMK’nın 286. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan kararları temyiz edilebileceğinden, bölge adliye mahkemesinin Kanun’un açık hükmüne aykırı şekilde verdiği bozma kararının temyiz edilebilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle ilk derece mahkemesi hükmünün hukuka aykırılık taşıdığının tespit edilmesi durumunda bölge adliye mahkemesi ceza dairesince ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak yeniden hüküm kurulması gerektiği halde bozma kararı verilmesi nedeniyle sanığın temyiz hakkının kısıtlanması da söz konusu olabilmektedir. … Şu hale göre; bölge adliye mahkemelerinin, kanuni dayanağı bulunmayan (5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sayılanlar hariç) bozma kararları ile iş bu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle ‘hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları’ gerekir.” ifadelerine yer vererek, CMK m.280/1-e ve f bentlerine aykırı olarak verilen bozma kararlarının “yoklukla malul” nitelikte sayılacak şekilde hukuka aykırı olduklarına hükmetmiştir.
Yine Yargıtay 11. Ceza Dairesi 01.04.2026 tarihli, 2026/775 E. ve 2026/3666 K. sayılı güncel kararında; “Oysa ki yukarıda işaret edildiği üzere 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde, ilk derece mahkemesi kararlarının hangi hallerde bozulabileceği açık ve tahdidi şekilde düzenlenmiş olup, Bölge Adliye Mahkemesince verilen bozma kararının içeriği dikkate alındığında, aynı maddenin (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri kapsamında bulunmadığı, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2024/6-490 Esas, 2025/197 Karar sayılı ilamında da açıkça vurgulandığı üzere Bölge Adliye Mahkemelerinin kanunda tahdidi olarak öngörülen haller dışında dosya üzerinden bozma yetkisi bulunmadığı nazara alındığında,” ifadelerine yer vererek, bu durumu bozma gerekçesi yapmıştır.
Ayrıca Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu da 09.01.2025 tarihli, 2023/33667 Başvuru Numaralı bireysel başvuru kararında; “57. Somut olayda İstinaf Dairesi kanunda açıkça öngörülmüş hâller dışında bir nedenle bozma kararı vermiş, bunun sonucunda başvurucunun temyiz kanun yoluna başvurma hakkının elinden alınmasına yol açmıştır. Böylelikle istinaf kanun yolu incelemesine ilişkin kuralların İstinaf Dairesince yapılan yorumun kişilerce öngörülebilecek belirlilikte olmadığı ve kanunun lafzıyla çeliştiği görülmüştür. Diğer bir ifadeyle İstinaf Dairesinin bu kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına kanuni dayanağı bulunmayan bir müdahalede bulunulmuştur. 58. Nitekim Yargıtay da önüne gelen ve somut başvuruya benzer birçok olayda, ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün mahkûmiyet kararı verilmesi gerektiğinden bahisle istinaf mahkemesince bozulmasından sonra anılan karara direnme yetkisi bulunmayan ve kanunen uyma zorunluluğu bulunan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararının aslında bölge adliye mahkemesince verilmiş bir karar olarak kabulünde zorunluluk bulunduğunu, aksi durumun kabulü hâlinde ise tarafların var olan temyiz haklarının ellerinden alınmış olacağını belirterek anılan kararların temyiz incelemelerini yapmış (bkz. §§ 19-24) ya da aynı gerekçelerle 5271 sayılı Kanun’un 308/A maddesi gereği olağanüstü kanun yollarından itiraz kanun yoluna başvurulabileceğini ifade etmiştir (bkz. § 25). 59. Açıklanan gerekçelerle İstinaf Dairesinin 5271 sayılı Kanun'da sınırlı olarak sayılı haller dışında bir sebeple bozma kararı vermesiyle gerçekleşen müdahalenin kanuni dayanağının olmaması nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.” gerekçesine yer vererek, bu şekilde sanığın temyiz hakkının önüne geçilmesine sebebiyet verilmesinin Anayasa m.36 gereği adil/dürüst yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olduğuna karar vermiştir. Böylece; istinaf kanun yolunda hukuka aykırı bozma karar vermek suretiyle yol açılan sorun, Yargıtay kararları sonrası Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına da konu olmuştur.
Tüm bu açıklamalar ve yer verilen yüksek mahkeme kararları ışığında önemle belirtmeliyiz ki; hem istinaf mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararı verebilmelerinin sınırlı olarak tanınması ve hem de istinaf mahkemeleri Yargıtay, yani temyiz merciinden farklı olarak maddi vaka incelemesi de yapabilen mahkemeler olduğundan, özellikle BAM ceza dairelerinin olayın oluşuna, sübuta, dolayısıyla ispata ilişkin gördükleri sorunları hiçbir şekilde bozma konusu yapmamaları, varsa yerel mahkemenin kararında bu yönde bir sorun, maddi vaka inceleme yetkisi de olan mahkeme niteliğinde olduklarını dikkate alarak, CMK m.280/1-g uyarınca duruşma açmak suretiyle bu hususları yeniden incelemeleri isabetlidir. Olayın oluşuna, sübuta, yani ispat hususuna ilişkin bir konuda istinaf mahkemesi ceza dairesinin bozma kararı vererek, dosyayı yerel mahkemeye göndermesi CMK m.280/1-e ve f’ye aykırı olacağı gibi, nitelikleri gereği maddi vaka incelemesi yapabilme yetkisine sahip kanun yolu mercii olduğundan, kendi niteliğine de aykırı karar tesis etmesi anlamını taşıyacaktır.
Özellikle 7571 sayılı Kanunun 25. maddesiyle; CMK m.280/1-e’de yer alan, “(g) ve (h) bentleri hariç” ibaresi kaldırılarak, BAM ceza dairelerinin bozma kararı verme sebepleri genişletilmesine rağmen, kronik sorunun devam ettiği yetki aşımı suretiyle bozma kararları verildiği, duruşma açıp dosyanın yeniden görülmesinden istinaf mahkemesi ceza dairelerinin kaçındığı görülmektedir.
Özetle; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 272 ila 285. maddelerinde, maddi vaka inceleyebilen ve hukukilik denetimi yapılabilen istinaf kanun yolu düzenlenmiş olup, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerine dört başlıkta yetki tanınmıştır:
Bunlardan birincisine göre, ilk derece mahkemelerinin hükümlerine karşı yapılan istinaf başvurularını inceleyen BAM ceza dairesi tarafından bu talebin esastan reddine karar verilebilir.
İkincisine göre; BAM ceza dairesi duruşma açmaksızın, dosya üzerinden yaptığı inceleme ile ilk derece mahkemesinin hükmünü düzelterek istinaf başvurusunu reddedebilir.
Üçüncüsüne göre; istinaf başvurusunu inceleyen BAM ceza dairesi, başvurucunun talebi olsun veya olmasın, taleple bağlı olmaksızın duruşma açmaya karar vererek, yapılacak duruşma sonucunda kaldırdığı ilk derece mahkemesinin kararını aynen verebileceği gibi, yapılan istinaf başvurusunun sanığın lehine olup olmamasına göre, sanık lehine veya aleyhine karar verir.
Dördüncüsüne göre; BAM ceza dairesi, önüne gelen istinaf başvurusunu “Hukuka kesin aykırılık halleri” başlıklı CMK m.289/1’deki bentlere aykırılık olup olmadığı yönünden inceler, yaptığı inceleme sonucunda gerekçesizlik ve savunma hakkının sınırlandırılması ihlallerinin olmadığı durumda, ilk derece mahkemesinin kararını kesin olarak bozup, bozma sebebi veya sebepleri çerçevesinde ilk derece mahkemesi tarafından tekrar davanın görülmesine karar verir[2].
Ancak tüm bunlara rağmen ifade etmek gerekir ki; uygulamada BAM ceza daireleri, CMK m.289’da gösterilen bozma sebepleriyle yetinmeyerek, bunları aşan ve hatta mahkumiyet yerine beraat, beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinden hareketle bozma kararı verebilmektedir ki, bu yetkinin yasal karşılığı bulunmadığı gibi, Yargıtay’ın da bazen beraat yerine mahkumiyet veya mahkumiyet yerine beraat kararı verildiğinden bahisle verdiği bozma kararları “mahkemelerin bağımsızlığı” ilkesine de aykırıdır. Bu tür bozma kararlarının bağlayıcı olmadığını belirtmek isteriz.
Özellikle, ispatla ilgili tartışmaları BAM ceza dairelerinin bozmaya konu etmesi hatalıdır. BAM ceza dairesi tarafından CMK m.289’da gösterilen bozma sebeplerini aşan yetki kullanımı, açıkça yukarıda belirttiğimiz hükümlere ve Anayasa m.138/1’e de aykırıdır.
Bu açıklamalar sonucunda bir hususa da dikkat çekmek gerekir ki; istinaf mahkemesi ceza dairelerinin, maddi vaka inceleme yetkisine sahip mahkemeler olmaları nedeniyle, hukuka aykırı olmasına ve vermemeleri gerekmesine rağmen, ispat sorunu ile ilgili hususları gerekçe göstererek mahkumiyet yerine beraat, beraat yerine mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğinden hareketle bozma kararı vermeleri sonrasında, yerel mahkemenin de buna uyarak mahkumiyet kararını beraata, beraat kararını ise mahkumiyete dönüştürmeleri halinde, şayet bozma sonrası yerel mahkemece yapılan yargılamada değişen bir beyan veya ortaya çıkan yeni delil olmamasına rağmen kararın değişmesi sözkonusu olduysa ve bunun yanında yerel mahkeme bozma sonrası değiştirerek verdiği ikinci kararında, ilk kararından neden döndüğüne ve sübutu daha değişik kabul ettiğine ilişkin olarak da Anayasa m.141/3’e, CMK m.34’e ve CMK m.230’a uygun gerekçe kurmadıysa, bu kez BAM ceza dairesinin CMK m.280/1-e atfı ile CMK m.289/1-g uyarınca bozma kararı vermesi gerekecek, böyle bir durumda BAM ceza dairesinin bu kez esastan ret kararı vermesi hukuka uygun olmayacaktır.
Sonuç olarak; yukarıda BAM ceza dairelerinin bozma kararları ile ilgili gündeme gelen sorunun çözülmesi, özellikle beraatla sonuçlanan kararların BAM ceza dairesi tarafından bozulması sonrasında verilen mahkumiyet kararının 5 yıl hapis cezasının altında kalması suretiyle kapanan temyiz yolundan ve bundan başka BAM ceza dairesinin duruşma açıp sübut tartışması yaptırıp delilleri değerlendirmesi yerine, eksik incelemeden veya sonuç hükmün hatalı olduğundan bahisle verdiği bozma kararlarının “mahkemelerin bağımsızlığı” ilkesini özünde zedeleyeceği, CMK m.284/1’e de hatalı bir anlam yükleyeceği izahtan varestedir.
[1] Ersan Şen/Doğa Ceylan, “İstinafın Hukuka Aykırı Bozma Kararı ile Temyiz Hakkını Ortadan Kaldırması”, https://sen.av.tr/en/makale/istinafin-hukuka-aykiri-bozma-karari-ile-temyiz-hakkini-ortadan-kaldirmasi, (Erişim tarihi: 27.10.2026)
[2] Ersan Şen, “BAM Ceza Dairelerinin Bozma Yetkisinin Sınırı”, https://sen.av.tr/tr/makale/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri, (Erişim tarihi: 27.10.2026)


