Ersan Şen Hukuk ve Danışmanlık - Yargıtay ve Danıştay Üyeliği Süre ile Sınırlandırılabilir mi?

Prof. Dr. Ersan Şen

Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız

Yargıtay ve Danıştay Üyeliği Süre ile Sınırlandırılabilir mi?
27.12.2023 / Prof. Dr. Ersan Şen, Prof. Dr. Ali Kemal Yıldız

Yazı konumuza verilecek cevap hukuk tekniği açısından evet olacaktır, çünkü konu ile ilgili Anayasa m.154 ve m.155, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görev süreleri ile ilgili herhangi bir hükme yer vermemiş ve bu hususu kanunlara bırakmıştır. Yargıtay ve Danıştay Kanunlarında da, 2016 yılında yapılan değişiklikle 12 yıllık üyelik süresi sınırı ve ikinci kez seçilme yasağı getirilmiştir. Ancak bunun yararlı olup olmadığı, “kuvvetler ayrılığı” ilkesi uyarınca kabul görmüş yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına aykırı düşüp düşmediği, yüksek mahkemelere seçilip görevlendirilmiş yargı mensuplarının süreleri bittiği gerekçesiyle tekrar derece mahkemelerine gönderilmelerinin uygunluğu ayrıca tartışılması gereken bir konudur.

Hakimin tarafsız ve objektif karar verebilmesi, hukuk devletinin en önemli güvencelerindendir. Bunun için hakimin bağımsız olması şarttır. Hakim; siyasi, sosyal ve seçime bağlı etkilerden bağımsız, ideal hukuk anlayışına dayalı olarak karar verebilmelidir.

Yargının yasama ve yürütmeden ayrı ve bağımsız olmasına “dış bağımsızlık”, hakimin yargılama yetkisini kullanırken kendisini özgür ve bağımsız hissetmesine ise, “iç bağımsızlık” denilmektedir.

Bir hukuk sisteminin en önemli parçalarından olan ve içtihatları ile uygulanan hukuka yön veren yüksek mahkeme üyelerinin iç bağımsızlığının sağlanması ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Yüksek mahkeme üyelerinin emeklilik yaşına kadar görevde kalma usulünün benimsenmesi, bu üyelerin bağımsızlığını güçlendirmektedir. Emeklilik yaşına kadar görevde kalacağını bilen üyelerin bağımsız davranma ihtimali daha fazladır. Bu sebeple birçok hukuk sisteminde; yüksek mahkeme üyelerinin, ya ömür boyu görevde kalmalarını ya da 70 veya 75 yaş gibi ileri sayılabilecek bir yaşa kadar görev yapmaları öngörülmüştür.

23 Temmuz 2016 yürürlük tarihli ve 6723 sayılı Danıştay Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun ile yapılan değişiklik sonrası, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin görev süresi 12 yılla sınırlanmıştır. Bu Kanunun yürürlük tarihi itibariyle görevde olan üyelerin süresi; Hakimler ve Savcılar Kurulu’na verilen üyesi seçimi yapıp atama yetkisi gereğince 28 Temmuz 2016 günü esas alınmak suretiyle 12 yıl olarak belirlenmiş olup, bu tarihten sonra göreve başlayan üyelerin süresi de 12 yıl olacak, Kanuna göre ilk üyelik süresi 28 Temmuz 2028 tarihinde dolacak, bu tarih esas alınmak suretiyle 12 yılı doldurup da emeklilik hakkı kazanamayan veya kazanıp da yaş haddi dolmadığından emekli olmak istemeyen üye, Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından bölge adliye mahkemeleri ve ilk derece mahkemelerine görevlendirilecektir. İki defa seçilme yasağı olduğundan, üyelerin sınıf ve dereceleri korunmak kaydıyla bölge olarak gidecekleri yerleri Hakimler ve Savcılar Kurulu belirleyecek ve Anayasada “yüksek mahkeme” olarak tanımlanan Yargıtay ve Danıştay üyeliklerine bağlı sıfatları da son bulacaktır.

Mukayeseli Hukukta; ABD, Birleşik Krallık, Almanya, İtalya dahil pek çok ülkede yüksek mahkemelere veya Yargıtay veya Danıştay Mahkemelerine seçilen üyeler ömür boyu veya emeklilik tarihlerine kadar bu görevlerini sürdürebilmektedirler. Ülkemizde ise malum olduğu üzere, 2016 yılında yapılan değişiklikle Yargıtay ve Danıştay üyeliği 12 yıl süre ile sınırlandırılmış ve aynı üyenin yeniden seçilemeyeceği kabul edilmiştir.

Yargıtay ve Danıştay üyeliğinin 12 yıl veya daha farklı bir süre ile sınırlandırılmasının getireceği birden fazla sakınca bulunmaktadır.

Bunlardan ilki içtihat birliğinin sağlanamamasıdır. Yargıtay ve Danıştay içtihatlarının gelişen ihtiyaçlara göre gelişmesi ve değişmesi istenen ve beklenen bir durum olmakla birlikte, kısa süreli heyet değişiklikleri ile benzer davalarda farklı sonuçlara ulaşılması gündeme gelebilecek, bu durum ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine ters düşecektir. Toplum açısından ise, sık değişen içtihatlardan dolayı yargı sistemine duyulması gereken güvenin sarsılmasına yol açabilecektir.

İkinci olarak; kısa aralıklarla yapılacak seçimler, yüksek yargı organlarının siyasi gündemin bir parçası haline gelmesine sebep olacaktır. Bu durum; toplum nezdinde de yüksek mahkemelerin bağımsız olmaktan ziyade, seçimlerle ilişkilendirilmesine ve kendilerini seçen siyasi mekanizmaların siyasi görüşlerini yansıtacak merciler olarak görülmesine neden olabilecektir.

Üçüncü olarak, süre sınırı bilgi ve tecrübesinin zirvesine ulaşmış hakimlerden elde edilmesi gereken faydanın sağlanmamasına sebep olacaktır. Yargıtay ve Danıştay üyesi seçilmeden önce kürsü hakimliğinde, ardından da Yargıtay ve Danıştay üyeliğinde elde ettikleri bilgi ve tecrübenin yüksek yargı düzeyinde değerlendirilmesi gerekirken, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin belirli bir süre görev yaptıktan sonra bu görevden ayrılmaları sebebiyle bu faydanın elde edilmesinin de önüne geçecektir.

Dördüncü olarak; Yargıtay ve Danıştay üyelerinin önemli bir kısmının genç sayılabilecek bir yaşta bu görevlerinden ayrılmaları gelecek endişesi yaşamalarına ve mesleki anlamda motivasyon kaybına sebep olacaktır. Bunun sonucu olarak, görev süreleri biten üyelerin önemli bir kısmının yeni görevlerine devam etmemeleri muhtemeldir. Bu durum ise, mesleki olarak derin bir bilgi ve tecrübeye sahip bu hakimlerin kaybedilmesi sonucuna yol açacaktır.

Beşinci olarak; içtihat birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemelerin istikrara kavuşmuş olan ve kıdemli üyeler tarafından yeni üyelere, aktarılarak nesilden nesile devam eden işleyiş ve teamüller süre ile sınırlı süreklilik gösteren değişikler sebebiyle yeni üyelere aktarılamayacak olması sebebiyle yargılamaların uzaması, içtihat kalitesinin düşmesi gibi sonuçlar da doğurabilecektir.

Altıncı olarak; mevcut Yargıtay ve Danıştay üyelerinin çoğunluğunun 2016 yılında göreve geldikleri düşünüldüğünde, bu üyelerin büyük bir bölümünün toplu şekilde görev sürelerinin dolması ve görevlerinden ayrılmaları sebebiyle yerlerine yeni üyeler seçilecektir.

Yapılacak bir kanun değişikliğiyle, mevcut Yargıtay ve Danıştay üyelerinin 12 yıllık bir süre için yeniden seçilmelerinin de sorunun çözümüne kalıcı bir katkı sağlamayacağı kanaatindeyiz.

Böyle bir yöntem önerisi, yukarıda açıkladığımız sakıncaların giderilmesi bir kenara daha büyük bir sorun oluşturacak niteliktedir. Şöyle ki;

Mevcut Kanuni düzenleme gereğince yeniden atanma hakları olmayan üyelerin, yapılacak bir kanun değişikliğiyle yeniden atanmaları halinde, bu değişiklik ve imkan, halihazırda görevde bulunan üyelerin mutlaka yeniden atanması anlamını taşımayacaktır. Dolayısıyla, yukarıda açıkladığımız sakıncalar giderilmeyecektir.

Daha da önemlisi; yüksek yargı üyelerinin görev süresini belirli bir yılla değil, yeniden aday olma ve seçilebilme gibi bir yöntemin belirlenmesi hakim bağımsızlığını, üyeliğin süre ile sınırlandırılmasından daha çok etkileyecektir. Toplumda da bu üyelerin bağımsız bir şekilde hareket ettiği algısı hiçbir zaman oluşamayacaktır.

Görevi belirli bir yılla sınırlanan yüksek yargı üyesinin, görev süresi sonunda hakimlik mesleğine devam etmek istemesi halinde bölge adliye mahkemesi veya ilk derece mahkemelerinde görevlendirileceklerdir. Kanunun da açıkça belirttiği üzere, süresi dolan üyenin yüksek mahkeme hakimi sıfatını kullanması mümkün olmayacaktır. Bu durumda görev süresi dolan yüksek yargı üyelerinin emekliliği yaklaşmış ve Sosyal Güvenlik Kanunu gereğince emekli olabilmeleri mümkün olanlar emeklilik talebinde bulunabilecek, buna karşı henüz emekliliği mümkün olmayanlar elbette ki insani bir duygu olarak Yüksek Yargıdaki görevlerine devam etmek isteyeceklerdir.

Bu durumun getireceği sonuç ise, görevlerini yerine getirirken yeniden seçilmelerine engel olacak her türlü tutum ve davranıştan kaçınmak olacaktır. Bu tutum ve davranış içinde bulunan hakimin, bağımsız hareket ettiğinden bahsetmek ise mümkün olmayacaktır. Üyeler gerçekte görevlerinin gerektirdiği bağımsızlık içeresinde hareket etseler bile, belirttiğimiz üzere toplumsal algı hiçbir zaman bu hakimlerin bağımsız hareket ettiğini kabul etmeyecek ve bu durum toplumun adalet duygusunu zedeleyecek, hatta toplumun adalete olan inancını ortadan kaldıracaktır.

Üstelik yasal düzenleme gereğince; yüksek yargı üyeliğinin sona ermesinin ardından atanacakları bölge ve mahkemenin bile HSK tarafından belirleneceği dikkate alınınca, üyelerin görev sürelerinde dahi bağımsızlık teminatına sahip olduğunu iddia etmek pek mümkün olmayacaktır.

Soruna ilişkin çözüm önerimiz; yapılacak kanun değişikliğiyle, yüksek yargıdaki mevcut üyelerin emeklilik yaşına kadar görevlerine devam edebilmelerinin sağlanması, yüksek yargı üyeliğini yılla sınırlayan düzenlemenin kaldırılması, emekli olan üyeler yerine yeni seçilecek üyeler açısından bir sınır olması arzu ediliyorsa bu sınır seçilen üyelerin görev sürelerini yılla sınırlamak yerine göreve getirilmelerinde belirli bir tecrübe yılını esas almak suretiyle düzenleme yapılması daha doğru olacaktır. Örneğin; belirli bir tecrübe yılı ve liyakati esas alan bir seçilme sisteminde, 55 veya 50 yaşında seçilen bir yüksek yargı üyesi zaten ancak 10 ila 15 yıl görevde kalabilecektir. Üstelik bu sistem; üyeliğe seçilen hakimlerin tam bir bağımsızlık içerisinde karar vermelerini sağlayacağı gibi, toplumsal algı ve adalet duygusu açısından da bu inancı güçlendirecektir.

Belirtmeliyiz ki; birinci sınıf olup Yargıtay veya Danıştay üyeliğine seçilme hakkı olup da seçilemeyen, esasen kadrosuzluk nedeniyle bu hakkı elde edemeyen, özlük hakları bakımından da Yargıtay ve Danıştay üyelerinin haklarına sahip olamayanlar; üyelikte sürenin sınırlı olmasını ve yüksek mahkeme üyeliğini hak eden hakim ve Cumhuriyet savcılarının önünün açılmasını savunmakta, üyeliğe seçilmede objektif kriterlere bağlı bir standardın olmadığını, bu nedenle 12 yıl süreli üyeliğin ve iki kez seçilme yasağının devam etmesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Bu düşünceye katılmadığımızı, ancak bir yerden itibaren yüksek mahkeme üyeliği için objektif kriterlere bağlı standardın belirlenmesi ve “liyakat” ilkesi esas alınarak hareket edilmesi gerektiğini düşünmekteyiz.

Türk Yargısının yakın geçmişte yaşadığı ciddi sorunlar nedeniyle, diğer kurumlarda ortaya çıkan bozulmalar ve standart ile liyakatten uzaklaşmalar ne yazık ki yargı mercilerinde de yaşanmıştır. Ancak adalet dağıtan yargıda yaşanan bu bozulmanın, yukarıda yer verdiğimiz yasal düzenlemenin üzerinden 7 yılı aşan bir zaman geçtiği dikkate alınarak giderilmesi ve yükselmeyi bekleyen yargı mensuplarının önünü açacak, objektif kriterlerin belirlenip, önceden bilindiği liyakate dayalı bir sisteme geçilmesi gerektiği de tartışmasızdır. Yüksek mahkeme üyeliklerine seçilmede; en az 45 yaşı doldurma kuralının benimsenmesi, mesleki başarıları ve uzmanlığı esas alan somut ve objektif kriterlerin tespiti suretiyle başta yüksek mahkemeler olmak üzere, yargı mercilerini her derecesine seçilmede ve atanmada “liyakat” ilkesini esas alan sistemin esas alınması şarttır.

Böylece; adalet mekanizmasının daha iyi işlemesi, adil/dürüst adalet dağıtılmasının sağlanması, mesleki kalitenin artırılması, liyakate dayalı rekabetçi bir sisteme geçilmesi, senin hakimin benim hakimim ve senin mahkemenin benim mahkemem gibi hatalı bir anlayışın önüne geçilmesi, yargının bağımsızlığının ve tarafsızlığının güçlendirilmesi bakımından olumlu bir adım atılmış olacaktır. Yargıtay ve Danıştay üyelerinin seçilmesi konusunda mevcut seçilme ve atama usulünün dışında, yeni ve orijinal bir sistem de benimsenebilir. Bu yolla; liyakate, yani hak edenin seçilmesi usulünü benimseyen uzmanlığa, mesleki tecrübeye ve birikime dayanacak, böylece Türk Yargısında içtihat kültürünü güçlendirecek, adalette yeknesaklığı sağlayacak, hukukun evrensel ilke ve esaslarının sağlam temellere oturtulmasını mümkün kılacak amaç ve hedeflere ulaşılması mümkün olabilecektir.